Mehdiyet      Makale    Video     Anasayfa    İletişim    
Kategoriler:
Kuran Ahlakı
Madde Gerçeği
Kuran Mucizeleri
Darwinizme Cevaplar
Güncel
İman Hakikatleri
Ahir Zaman
Müslüman, kıyafetine, düşüncesine, inancına göre ayırım yapmadan herkese tebliğ yapmakla sorumludur
 
 Son Makaleler
 
Müslüman, kıyafetine, düşüncesine, inancına göre ayırım yapmadan herkese tebliğ yapmakla sorumludur

Tebliğ yapmak, iyiliği emredip kötülükten men etmek, insanları doğruya davet etmek her Müslümanın yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur.

Allah  Müslümanları, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermekle sorumlu tuttuğu gibi, tebliğ yapmakla da sorumlu kılmıştır. Ve Müslüman bu sorumluluğu yerine getirirken, karşısındaki kişinin makamına, cinsiyetine, ırkına, konumuna, içinde bulunduğu sosyal çevreye göre ayırım yapamaz. Çünkü Allah Kuran'da, belirli insanlara değil, tüm insanlığa tebliğ yapılmasını emretmiştir. Nitekim peygamberlerin hayatlarını incelediğimizde de, hem devrin önde gelenlerine hem de halkın içinden her türlü insana tebliğ yaptıklarını görürüz.


Peygamberimiz (sav) bu durumun en güzel örneklerinden biridir. Mekke'de kaldığı 23 yıl boyunca, kendisine tabi olan az sayıda insanla birlikte, panayırda dolaşarak dahi olsa Allah'ın dinini insanlara tebliğ etmiştir. Mekke'nin önde gelen müşriklerinin tüm zalimliklerine rağmen, sürekli onlara doğruyu anlatmıştır. Mekke'ye gelen tüm kavimlere dini anlatmıştır. Medine'ye hicretten sonra da akın akın kendisini ziyarete gelen insanları İslam'a davet etmiş, her düşünceden, her ırktan, her inançtan insanla görüşmüştür. Mekke'nin önde gelen yöneticilerine de, kölelere de, Hristiyan ve Musevi din adamlarına da, kadınlara da, Allah inancına sahip olanlara da, ateistlere de tebliğ yapmıştır. Hiç kimseye, "bu kişi ateisttir onunla konuşulmaz", "kadınlara tebliğ yapılmaz", "bunlar önde gelen insanlar, onlarla görüşülmez" dememiş, tüm insanları potansiyel Müslüman görerek hepsine tebliğ yapmıştır. Üstelik karşısındaki kim olursa olsun tebliğ yaparken son derece nezaketli, sevgi dolu, anlayışlı ve sevecen bir üslup kullanmıştır. 


Allah da Kuran'da Peygamberimiz (sav)'in bu sevgi dolu üslubunu övmüştür:


Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi... (Al-i İmran Suresi, 159)


Peygamberimiz (sav)'in bu güzel ahlakı, bazı cahil kimselerin Müslüman olmayanlara ve dini yaşamayanlara karşı öfke ve kin dolu üsluplarının ne kadar yanlış olduğunu göstermektedir.


Kuran'da diğer peygamberlerin hayatından verilen örnekler de, tebliğin ayrım yapmadan her kesimden insana yapılması ve bu esnada nezih bir üslup kullanılması gerektiğini göstermektedir. Hz. İbrahim (as)'ın Nemrud'a, Hz. Musa (as)'ın Firavun'a, Hz. Yusuf (as)'ın zindandaki insanlara tebliği bu konudaki örneklerden bir kaçıdır. Peygamberlerin devirlerindeki her insana tebliğ yapmaları gibi, Müslümanlar da kendi devirlerinin Ebu Cehillerine, Firavunlarına, Nemrudlarına tebliğ yapmakla yükümlüdürler. 


Allah Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)'ı, İsrailoğulları'na akıl almaz işkenceler yapan Firavun'a göndermiş ve ona yumuşak söz söylemelerini emretmiştir:


  "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."

"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."

Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz."

Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum." (Taha Suresi, 43-46)


Tüm bu örneklerden açıkça görüldüğü gibi, hiç kimse için "bu falanca düşünceye sahip, nasıl bu kişilerle görüşürsün?", "bu kişinin kıyafeti uygun değil, nasıl bununla konuşursun?", "bu kişi falanca camiaya üye, bu kişiye nasıl dini anlatırsın?" denilemez.Eğer Müslümanlar Kuran'a uygun olmayan bir şekilde ayrımcı bir üslup geliştirirlerse bu, İslam'ın menfaatine bir tutum olmaz. İnsanları düşüncelerine, kıyafetlerine, sosyal konumlarına göre ayırıp, dünyanın neredeyse %80'iyle konuşmamak gerektiği iddia edilirse, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti sağlanamaz. İslam ahlakının hakimiyeti demek, kadın erkek, Musevi Hristiyan, ateist, mason, Siyonist tüm insanların dinin güzelliğini yaşaması demektir.

Ayrıca unutmamak gerekir ki tebliğ, herşeyden önce Allah'ı gereği gibi tanımayan, Allah'ı sevmeyi bilmeyen, Allah'ın dininin güzelliklerini yaşamayan insanlara yapılır. Dolayısıyla tebliğ yapılan kişinin, Kuran'a ve dine tam uygun bir düşünce, kıyafet ve üslup içinde olması beklenmez. Hatta tebliğ yapılan kişi ilk başta çok olumsuz gibi görülen tepkiler de gösterebilir. Ama bunların hiçbiri o kişiye tebliğ yapmaktan vazgeçmeyi gerektirmez. Müslüman Allah'ın lütfuyla iman ettiğinin, kendisinin de eskiden cahilce tutumlar içinde olabildiğinin farkında olan bir olgunluk, itidal ve anlayış içinde olur. 


Hz. Nuh (as) kıssasında bildirildiği gibi her imkanı değerlendirerek, gerektiğinde farklı farklı üsluplar, örnekler ve teknikler kullanarak tebliğe devam etmekle yükümlüdür:


"Sonra onları açıktan açığa davet ettim."

"Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." (Nuh Suresi, 8-9)


Müslüman tebliğ yaparken, hidayeti verecek olanın Allah olduğunu bilerek karşısındaki kişiye zorlayıcı bir üslup içinde olamaz, dini kabul etmesi için baskı da yapamaz. Sadece doğruyu anlatır. Allah lütfederse karşısındaki kişi İslam'la şereflenir, Allah takdir etmezse karşısındaki kişi bu sevinci yaşayamaz. O zaman da Müslüman, "sizin dininiz size benim dinim bana" hükmü gereği karşısındaki kişiden güzellikle yüzçevirir. Ama bu karşısındaki kişiye hakaret etmesi, ona kırıcı sözler söylemesi, çirkin tavırlarda bulunması anlamına gelmez.


Dolayısıyla tüm Müslümanların, Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve Peygamberimiz (sav) döneminde mükemmel şekilde yaşanan İslam ahlakı içerisinde olmaları, bu güzel ahlakla insanlara yaklaşmaları gerekmektedir. Kuran'a ve Resulullah (sav)'e tam tabi olunduğunda, Allah'ın izniyle, İslam ahlakı dünyaya hakim olacak ve neşenin, sevincin, huzurun, sevginin insanları tam kuşattığı, güzellik dolu bir ortam meydana gelecektir.



 
Diğer Makaleler
En zor görünen durumlarda bile insanın, ''Ben bunun altından nasıl kalkarım?'' diye telaşlanması yersizdir.
İnsanın yapacağı, yalnızca 'çok samimi olmak'tır. Herşeyi yaratacak olan ise yalnızca Allah'tır...
................................
Olayları, tavırları, konuşmaları derinlemesine araştırıp kurcalama alışkanlığı, bazen insana beklediği gibi huzur değil, rahatsızlık verebilir...
İnsan gün boyunca hoşuna giden ya da gitmeyen pek çok olayla karşılaşır. Çoğu insan, bu yaşadıkları üzerinde gerektiği kadar durup haya
................................
Kofluktan kaçınmak...
Bazı insanlar vardır, pek çok yönden çok güzel özelliklere sahiptirler, ancak bu özelliklerine rağmen çevrelerindeki insanlar üzerinde yete
................................
İman etmeyenlerin güçlerinin yetmediği bir ahlak: Sevgide kararlı olmak...
Dünyanın dört bir yanındaki insanlara sorsanız, her biri de kendince “sevgiyi ve sevmeyi çok iyi bildiklerini” ve “sevdikleri çok fazla i
................................
İyi bir insan, herkes için bir nimettir.
'Nasıl olsa güzel ahlaklı; her halükarda zaten iyi davranır' diyerek böyle insanların iyi niyetlerini suistimal etmeye çalışmak Kuran ahlak
................................
'Gizli kirlere' ve 'zincirleme kirlenme'ye karşı alınması gereken temizlik önlemleri
Kirliliğin insanlara getirebileceği zarar ve sıkıntıları bilen şuuru açık her insan için temizlik son derece önemli bir konudur. Ancak buna
................................
En tehlikeli ve en sinsi hastalıklardan biri: Aklı beğenme hastalığı
Her insan çocukluk yaşlarının hemen ardından belirli bir eğitim süreci içerisine girer. Kişiliği zaman içerisinde sürekli olarak gelişirk
................................
Hatayı önce kendinde aramak, güzel bir ahlak özelliğidir...
İnsanlar genellikle bir sorun yaşadıklarında, hatayı öncelikle kendilerinde değil de, karşı tarafta arama eğilimindedirler.
................................
En zor görünen durumlarda bile insanın, ''Ben bunun altından nasıl kalkarım?'' diye telaşlanması yersizdir.
İnsanın yapacağı, yalnızca 'çok samimi olmak'tır. Herşeyi yaratacak olan ise yalnızca Allah'tır...
................................
Her insanın kalbinde, Allah'a karşı yaşadığı çok özel ve derin bir samimiyet, yakınlık ve candanlık şekli olmalıdır.
Bir kimsenin böyle anlarda bile soğuk ve mesafeli bir üslup içerisinde olması ise, ciddiyetle düşünülmesi gereken çok önemli bir eksiklikti
................................
 

Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla
telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir.
HARUN YAHYA