Mehdiyet      Makale    Video     Anasayfa    İletişim    
Kategoriler:
Kuran Ahlakı
Madde Gerçeği
Kuran Mucizeleri
Darwinizme Cevaplar
Güncel
İman Hakikatleri
Ahir Zaman
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA  HZ. İSA VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ-Sikke i Tastik i Gaybi Ve Sonuç
 
 Son Makaleler
 
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA HZ. İSA VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ-Sikke i Tastik i Gaybi Ve Sonuç

"Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O ZAMAN SİZE GETİRDİKLERİ HAKKINDA KUŞKUYA KAPILIP DURMUŞTUNUZ. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; "ALLAH, ONDAN SONRA KESİN OLARAK BİR ELÇİ GÖNDERMEZ." İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır." (Mümin Suresi, 34)

Ümmetin beklediği, 
AHİR ZAMANDA GELECEK144 ZATIN145 
ÜÇ VAZİFESİNDEN146 EN MÜHİMMİ 
(önemlisi) VE EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI (değerlisi) OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (gerçek imanı) NEŞR (yazma ve dağıtma yoluyla yaymak) VE EHL-İ İMANI (iman edenleri) DALALETTEN (sapkınlıktan) KURTARMAK...147

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin üç büyük görevinden birincisinin ve en önemlisinin gerçek imanı yayarak insanların sapkınlıktan kurtulmasına vesile olması olduğunu belirtmiştir:

144) AHİR ZAMANDA GELECEK:

Bediüzzaman “AHİR ZAMANDA GELECEK” diyerek Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini ifade etmiştir. Eğer Bediüzzaman, kendi yaşadığı dönemde ya da öncesinde Hz. Mehdi'nin gelip faaliyetlerine başladığı kanaatinde olsaydı, hiç şüphesiz “GELECEK” kelimesi yerine “gelmiş” ya da “geldi” gibi sözler kullanırdı. Ancak böyle bir durum henüz gerçekleşmediğinden, Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin geliş vaktinin “İLERİDE” olacağını belirten bir kelime kullanmıştır.
Bediüzzaman “GELECEK” kelimesini, bu kitapta yer alan Hz. Mehdi ile ilgili sözlerinde pek çok defa kullanmıştır. Bu sözündeki de Bediüzzaman'ın “8. KEZ” tekrarladığı “GELECEK” kelimesidir. Bediüzzaman, aynı ifadeyi 8 defa tekrarlayarak bu konuya kesinlik kazandırmış ve Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir zamanda ortaya çıkacağı konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmamıştır.

Bediüzzaman bu sözlerinde ayrıca Hz. Mehdi'nin “GELECEK BİR ŞAHIS” olduğunu da ifade etmiştir. Zira bir şahsı manevinin “GELMESİ”nden değil, ancak “OLUŞMASI”ndan bahsedilebilir. Bediüzzaman da bu sebeple “ahir zamanda oluşacak” dememiş, “ahir zamanda GELECEK” sözlerini kullanarak, Hz. Mehdi'nin “BİR ŞAHIS” olduğunu açıklamıştır.


145) ZATIN:

Bediüzzaman kullandığı “ZAT” ifadesi ile ise, Hz. Mehdi'nin “manevi bir varlık” değil, “BİR ŞAHIS” olduğunu olabilecek en açık şekilde izah etmiştir. Bilindiği gibi “ZAT” kelimesinin sözlük anlamı, “KİŞİ, KİMSE, ŞAHIS”dır. Aynı zamanda da “tekil” yani “BİR KİŞİ”den bahsedildiğini açıklayan bir ifadedir. Bilinen bir kişiyi belirtmek amacıyla kullanılır. Aynı zamanda da bir saygı ifadesidir. Onlarca risaleyi birbirinden hikmetli ifadelerle kaleme alan büyük İslam alimi Bediüzzaman da hiç şüphesiz ku bu kelimenin anlamını tüm detaylarıyla çok iyi bilmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olacağını anlatmak isteseydi, kuşkusuz ki bunu açıkça belirtecek kadar kesin anlamlar ile “BİR İNSAN”ı ifade eden “ZAT” kelimesini kullanmazdı. Bunun yerine “şahsı manevi” kavramını ifade edecek birbirinden hikmetli çok çeşitli kelimeler seçebilirdi. Buna rağmen açıkça “ZAT” kelimesini tercih etmiş olması, Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğu konusundaki kanaatini çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. 
Ayrıca Bediüzzaman “ZAT” kelimesini, buraya kadar yer alan sözlerinde toplam “9. KEZ” kullanmıştır. Bediüzzaman gibi yüksek ilim sahibi bir şahsın, bir kelimeyi aynı konuda 9 kez tekrarlaması, elbette ki belirli bir hikmet üzerinedir. Hiç şüphe yok ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bir şahıs olduğu konusunda çok kesin bir kanaate sahiptir ve bu kanaati doğrultusunda müminleri de en doğru şekilde bilgilendirmektedir.


146) ÜÇ VAZİFESİNDEN:

Bediüzzaman, Müslümanların beklediği, ahir zamanda gelecek mübarek şahsın tek bir görevi olmayacağını bildirmiştir. Bu şahsın “ÜÇ
BÜYÜK VE KAPSAMLI GÖREVİ” olacağını ifade etmiştir. Bediüzzaman bu görevlerin; 
1) “İnsanların imanını kurtarmak 
2) İslam Birliğini kurmak ve tüm dünya Müslümanlarının önderi olmak 
3) Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak ve Hıristiyanlarla ittifak kurmak olduğunu” açıklamıştır. Peygamberimiz (sav)'den bu yana gönderilen müceddidler arasında, 1400 yıldır bu görevlerin birini yalnızca belirli açılardan yerine getirmiş İslam büyükleri olmuştur. İslam tarihinde insanların imanına vesile olan bir çok büyük âlim vardır. Osmanlı padişahları İslam birliğini yönetmiş Müslüman önderlerdir. Fakat hiçbiri, bahsedilen üç önemli görevi birden ve dünya çapında yerine getirememişlerdir. Bediüzzaman da burada Hz. Mehdi'nin bu özelliğini vurgulayarak, bu üstün vasıflı şahsın geçmiş dönemlerde geldiğinden bahsedilemeyeceğini, bu görevlerin yapılmasının, onu insanlara tanıtan alameti olacağını belirtmiştir.


147) EN MÜHİMMİ (ÖNEMLİSİ) VE 
EN BÜYÜĞÜ VE EN KIYMETDARI (DEĞERLİSİ) OLAN İMAN-I TAHKİKİYİ (GERÇEK İMANI) NEŞR (YAZMA VE DAĞITMA YOLUYLA YAYMAK) VE EHL-İ İMANI (İMAN EDENLERİ) DALALETTEN (SAPKINLIKTAN) KURTARMAK:

Bediüzzaman “İMANI KURTARMA GÖREVİ”nin, ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi’nin üç vazifesinden birincisi olduğunu belirtmiştir. Ve bu görevi, Hz. Mehdi’nin “en önemli ve en kıymetli vazifesi”olarak adlandırmıştır. Ahir zamanda gelecek olan bu mübarek şahsın kendi döneminde “çok büyük ve önemli bir iman hizmeti”
gerçekleştireceğini bildirmiştir. Bu hizmetin çapı daha önce kimseye nasip olmamış büyüklükte olacaktır. Bediüzzaman burada kullandığı “NEŞR” kelimesiyle iman hakikatlerinin her türlü imkan kullanılarak, çeşitli kitle iletişim araçlarıyla yapılacağına dikkat çekmiştir. Doğal olarak bu şekilde imanı yayma çalışması da dünyadaki tüm insanlar tarafından biilnecektir. Ahir zamanda Mesih Deccal’in fitnesi tüm insanları çepeçevre sarmış olacak, bu büyüklükteki bir fitneyi etkisiz hale getirip inananların imanını korumak da Hz. Mehdi’nin en büyük vazifelerinden biri olacaktır. Bediüzzaman bugüne kadar böyle büyük çapta bir “imanı kurtarma görevi”nin hiçbir müceddid tarafından yerine getirilmediğine ve Hz. Mehdi'nin de bu görevini, böyle büyük bir etki bırakacak şekilde gerçekleştirmesiyle tanınacağına işaret etmiştir.


... Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; 
SONRA GELECEK148 O149
MÜBAREK ZAT150 RİSALE-İ NUR’U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK
 (yazma ve dağıtma yoluyla yayacak ve uygulayacak).151

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha Hz. Mehdi'nin gelişini müjdelemiş ve bu mübarek zatın, faaliyetlerini yerine getirirken kendisini “Hz. Mehdi'ye zemin hazırlayan bir öncü” olarak tanımlayan Bediüzzaman'ın eserlerinden de istifade edeceğini belirtmiştir:

148) SONRA GELECEK:

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den bahsettiği sözlerinin pek çoğunda tekrarladığı “GELECEK” ifadesini burada da “9. KEZ” kullanmıştır. Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin, önceki müceddidlerin ve Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemlerde gelmediğini söylemiş; bu mübarek zatın bunların hepsinden “SONRA” geleceğini “9. KEZ” ifade etmiştir. Ayrıca Bediüzzaman bu durumu, yalnızca gelecek zaman ifade eden bir fiil kullanarak değil, bunu bir de “SONRA” kelimesiyle destekleyerek çok kesin bir üslupla açıklamıştır.

Bediüzzaman bu sözleriyle ayrıca Hz. Mehdi'nin “bir şahsı manevi” olmadığını, “belirli bir zamanda gelecek BİR ŞAHIS olduğunu” da açıkça belirtmiştir.


149) O:

Bediüzzaman Hz. Mehdi'den “BİR KİŞİLİK ZAMİRİ” olan ve “TEK BİR KİŞİ”yi ifade eden “O” kelimesiyle bahsetmiştir. Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi'yi tanımlamak için böyle bir sözcük seçmiş olması ise elbette ki bir tevafuk değildir. Bediüzzaman kitabın başından bu yana yer verilen sözlerinin pek çoğunda, Hz. Mehdi için yine “O”
zamirini kullanmıştır. Burada da “O” kelimesini “12. DEFA” kullanmaktadır. Kuşkusuz ki yüzlerce sayfadan, onlarca kitaptan oluşan büyük bir külliyat meydana getiren büyük mütefekkir Bediüzzaman, eserlerinde kullandığı her hikmetli kelime gibi, bu sözcüğü de son derece bilinçli ve kasıtlı bir şekilde bu kadar çok tekrarlamıştır. Çok açıktır ki Bediüzzaman Müslümanlara, Hz. Mehdi'nin sadece “maneviyat ifade eden bir kavram” olmadığını belirtmekte, ahir zamanda tüm inananların sorumluluğunu üstlenecek özelliklere sahip “BİR İNSAN”, “BİR ŞAHIS” olduğunu müjdelemektedir.


150) MÜBAREK ZAT:

Bediüzzaman, aynı sözü içerisinde tekrar tekrar “ZAT” kelimesini kullanarak Hz. Mehdi'nin müminlere önderlik edecek “BİR ŞAHIS” olduğunu ısrarla vurgulamaktadır. Burada da Bediüzzaman bu sözcüğü “10. KEZ” kullanmaktadır. 
Bediüzzaman ayrıca burada bu “ZAT” kelimesini bir de nitelendirmekte ve Hz. Mehdi'nin “NASIL BİR ZAT” olduğunu da açıklamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin “MÜBAREK BİR ZAT” olduğunu belirtmektedir. “MÜBAREK” kelimesi “İlahi hayrın bulunduğu” anlamına gelmektedir. Bediüzzaman da burada kullandığı bu “mübarek” sıfatıyla Hz. Mehdi'nin imanını, yerine getireceği vazifeleri övmektedir. Bediüzzaman verdiği tüm bu detaylı bilgilerle Müslümanlara Hz. Mehdi'nin ahlakını ve mücadelesini tanıtmakta, bu üstün ahlaklı şahsın hangi özellikleriyle tanınabileceğini anlatmaktadır.


151) RİSALE-İ NUR'U BİR PROGRAMI OLARAK NEŞR VE TATBİK EDECEK (YAZMA VE DAĞITMA YOLUYLA YAYACAK VE UYGULAYACAK):

Bediüzzaman eserlerinde, Hz. Mehdi'den önceki yüzyılın müceddidi olması sebebiyle kendisini “Hz. Mehdi’nin bir öncüsü”, “ona zemin hazırlayan bir askeri” olarak tanımlamıştır. Yine bir sözünde de, “kendisinin ektiği tohumların Hz. Mehdi tarafından geliştirileceğini ve bu mübarek şahıs vesilesiyle bu tohumların sümbülleneceğini” anlatarak, Hz. Mehdi'nin gelişinden önce yaptığı çalışmalarla ona “bir ön hazırlık” yaptığını anlatmaktadır. Bediüzzaman bu sözünde de Risale-i Nur Külliyatı’nın Hz. Mehdi’nin tebliğinde kullanacağı bir ön hazırlık olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman, ortaya çıktığında Hz. Mehdi’nin, Risaleleri hazır yazılmış olarak bulacağını ve imanı kurtarma vazifesinde Risaleler'den faydalanacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin “KENDİSİNDEN SONRAKİ DÖNEMDE GELECEK BİR ŞAHIS OLDUĞUNU” bir kez daha açıklığa kavuşturmuştur.


O152 ZATIN153 İKİNCİ VAZİFESİ, ŞERİATI 
(Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (uygulamak ve yerine getirmektir).154

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, bu sözünde de Hz. Mehdi'nin ikinci görevinin Kuran ahlakının esaslarının tam olarak yaşanmasına vesile olmak olduğunu açıklamaktadır:

152) O:

Bediüzzaman burada da “13. KEZ” Hz. Mehdi için, “BİR ŞAHIS ZAMİRİ” olan “O” kelimesini kullanmıştır. Bediüzzaman sözlerinde sık sık tekrarladığı bu kelime ile, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Hz. Mehdi'nin “manevi bir önder” değil, bizzat müminlerin başına geçerek, onları hidayete yöneltecek “BİR ŞAHIS” olduğunu belirtmektedir. 
Bediüzzaman ayrıca burada “onlar” gibi çoğul bir topluluğu ifade eden bir kelime de kullanmamış, Hz. Mehdi'nin “TEK BİR KİŞİ” olduğunu ifade eden “O” sözcüğüne yer vermiştir. Bediüzzaman bu açıklamalarıyla, Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olmadığı konusundaki kesin kanaatlerini delilleriyle birlikte ortaya koymuştur.


153) ZATIN:

Bediüzzaman buradaki “ZAT” kelimesiyle, aynı cümle içerisinde Hz. Mehdi'nin “BİR ŞAHIS” olduğu konusuna açıklık getiren ikinci bir vurgulama daha yapmıştır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'den bahsettiği hemen her sözünde tekrarladığı bu kelimeyi, burada da “11. KEZ” kullanmıştır. Bediüzzaman bu kadar çok tekrarladığı bu sözüyle, Hz. Mehdi’nin kesinlikle “manevi bir varlık” olmadığını açıklamış ve Müslümanların bu kutlu “ŞAHIS” hakkında en doğru şekilde bilgilenmelerini sağlamıştır.


154) İKİNCİ VAZİFESİ, ŞERİATI (KURAN AHLAKININ ESASLARINI VE PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SÜNNETİNİ) İCRA VE TATBİK ETMEKTİR (UYGULAMAK VE YERİNE GETİRMEKTİR):

“İCRA VE TATBİK ETMEK”, “uygulamak, yürürlüğe sokmak, yerine getirmek” demektir. Bediüzzaman da bu sözüyle Hz. Mehdi’nin, Kuran ahlakının gerekliliklerini ve esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini tüm insanlar arasında uygulamaya koyacağını ve hayata geçireceğini belirtmektedir. Bu da, Hz. Mehdi'nin İslam birliğini oluşturması ve tüm Müslümanların liderliğini üstlenmesiyle gerçekleştirilecektir. Bediüzzaman da bu gerçeği hatırlatarak, bu vazifeyi daha kimsenin yerine getirmemiş olduğuna ve gerçekleştiğinde de bunun, Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden biri olacağına dikkat çekmiştir.


Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, 
belki kuvvetli itikad (güçlü ve samimi bir iman) ve ihlas (yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu gözetme) ve sadakatle (kalpten bağlılıkla) olduğu halde, 
BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET BÜYÜK 
MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ, O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN 

(yerine getirilebilsin).155

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi’nin ikinci görevinin ancak “büyük bir maddi kuvvet ve hakimiyetle” gerçekleştirilebileceğini belirtmiştir:

155) BU İKİNCİ VAZİFE, GAYET BÜYÜK 
MADDİ BİR KUVVET VE HAKİMİYET LAZIM Kİ, 
O İKİNCİ VAZİFE TATBİK EDİLEBİLSİN 
(YERİNE GETİRİLEBİLSİN):

Bediüzzaman, Hz. Mehdi’nin ikinci görevini ancak “BÜYÜK BİR MADDİ KUVVET VE HAKİMİYETLE” gerçekleştirilebileceğini vurgulamıştır. Bu güce sahip olacak tek kişi Hz. Mehdi’dir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bu vazifesini dünya çapında gerçekleştireceğini hatırlatarak, onun sahip olacağı maddi kuvvet ve hâkimiyetin de çok büyük boyutlarda olacağına dikkat çekmiştir. Peygamberimiz (sav)'in döneminden bu yana böyle bir güç ve hakimiyet sağlanamamıştır. Bediüzzaman da yaşadığı süre içerisinde böyle bir güç ve hakimiyet sahibi olmamıştır. Tüm hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir hizmet vermiştir. Ancak onun tebliği maddi bir kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, gayet zor maddi şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hem Bediüzzaman hem de talebeleri büyük iman hizmetlerini çok kısıtlı imkanlarla gerçekleştirmişlerdir. Tüm bu zorluklar içerisinde, Bediüzzaman şerefli mücadelesini sürdürmüş ve ihlasıyla, samimiyetiyle Müslümanlara önemli bir örnek teşkil etmiştir. Ancak bizzat kendisinin de belirttiği gibi, bu durum, Hz. Mehdi'nin elde edeceği “gayet büyük maddi kuvvet ve hakimiyet”in Bediüzzaman'ın hayatında söz konusu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Nitekim Bediüzzaman da, kendisine Mehdilik isnad eden kimselere Hz. Mehdi olmadığını bu delili de öne sürerek açıklamıştır.

O156 ZATIN157 üçüncü vazifesi, 
HİLAFET-İ İSLAMİYE’Yİ (İslam halifeliğini) İTTİHAD-I İSLAM’A BİNA EDEREK 
(İslam birliği üzerine kurarak),158 
İSEVİ RUHANİLERİYLE (dindar Hıristiyanlarla ve Hıristiyan alimleriyle) İTTİFAK EDİP (iş birliği ve dayanışma içerisine girerek) DİN-İ İSLAM’A (İslam dinine) HİZMET ETMEKTİR.159 BU VAZİFE, PEK BÜYÜK BİR SALTANAT160 veKUVVET161 ve MİLYONLAR FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR
(yerine getirilebilir).162

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bir başka görevinin de İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak etmek olduğunu bildirmiştir:

156) O:

Bediüzzaman, bu sözünde “14. KEZ” “O” zamirini kullanmış ve Hz. Mehdi'nin “BİR ŞAHIS” olduğunu bir kez daha tekrarlamıştır. Eğer Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin “manevi bir isim” ya da “birçok insandan oluşan bir topluluk” olduğunu düşünseydi, elbette ki tüm bu iddiaları reddedecek açıklıkta bir kelime kullanmaz, Hz. Mehdi'den “O ZAT” sözleriyle bahsetmezdi. Çok açıktır ki Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin “TEK BİR ŞAHIS” olduğunu belirtmiş ve aksi yöndeki tüm düşüncelerin geçersizliğini ortaya koymuştur.


157) ZATIN:

Bediüzzaman, “KİŞİ, KİMSE YA DA ŞAHIS” anlamına gelen “ZAT” kelimesini bu sözlerinde de “12. KEZ” tekrarlamış ve Hz. Mehdi’nin tüm dünya Müslümanlarının liderliğin üstlenecek “üstün vasıflı BİR İNSAN” olduğunu yeniden vurgulamıştır.


158) HİLAFET-İ İSLAMİYE'Yİ (İSLAM HALİFELİĞİNİ) İTTİHAD-I 
İSLAM'A BİNA EDEREK (İSLAM BİRLİĞİNİN ÜZERİNE KURARAK):

Bediüzzaman Hz. Mehdi’nin üçüncü vazifesinin İslam toplumunu birleştirmek ve Hıristiyan alemiyle ittifak yapmak olduğunu belirtmiştir.
Hz. Mehdi'nin İslam birliğini kurup Hıristiyan önderlerle ittifak etmesi ve bu vesileyle İslam'a hizmet etmesi Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ve öncesinde de gerçekleşmemiş olaylardır. Bediüzzaman da bu vazifenin Allah’ın izniyle Hz. Mehdi tarafından yerine getirileceğini belirterek, kendisinin Hz. Mehdi olmadığını bir kez daha delillendirmiştir.


159) İSEVİ RUHANİLERİYLE (DİNDAR HIRİSTİYANLARLA VE HIRİSTİYAN ALİMLERİYLE) İTTİFAK EDİP (İŞ BİRLİĞİ VE DAYANIŞMA İÇERİSİNE GİREREK) DİN-İ İSLAM’A (İSLAM DİNİNE) HİZMET ETMEKTİR:

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin İslam toplumunu birleştirip Hıristiyan önderleriyle, İslam ve Hıristiyanlığın ortak cephesi olan "materyalizm ve dinsizliğe" karşı ittifak edeceğini ve bu yolla İslam dinine hizmet edeceğini bildirmektedir. Bir Kuran ayetinde bildirildiği gibi, “... iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir.” (Maide Suresi, 82) samimi Müslümanlar ve samimi Hıristiyanlar birbirlerinin doğal müttefikidirler. Dinsizliğe karşı ortak bir fikri mücadele yürütmeleri ve yardımlaşmaları gerekir. Ahir zamanda bu
dayanışmanın en güzel örneği Hz. İsa ve Hz. Mehdi vesilesiyle yaşanacaktır. Bediüzzaman da bu sözleriyle Hz. Mehdi’nin bu önemli alametine dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, kendisi hayatta iken henüz gerçekleşmemiş olan bu gelişmeleri hatırlatarak, Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir tarihte gelecek bir şahıs olduğunu müjdelemektedir.


160) BU VAZİFE PEK BÜYÜK BİR SALTANAT: ve
161) KUVVET:

Bediüzzaman, İslam birliği ile Müslüman ve Hıristiyan dünyasının hak din adına ittifak etmesi gibi büyük bir olayın ancak üç şartın oluşmasıyla gerçekleşebileceğine dikkat çekmiştir. Bediüzzaman “PEK BÜYÜK BİR SALTANAT VE KUVVET” sözleriyle bu şartlardan ikisini açıklamaktadır. “Saltanat” kavramı, güç ve yetki ifade eden bir kelimedir. “KUVVET” kavramı ise “istediği şeyi icra edebilme gücü yani yetki”yi tanımlamaktadır. Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin İslam birliğini oluşturup bu birliğin liderliğini üstleneceğini ve “pek büyük bir kuvvet ve yetkiye sahip olacağını” bildirmiştir. Bediüzzaman'ın “PEK BÜYÜK” sözleri, Hz. Mehdi'nin sahip olacağı bu kuvvetin ve saltanatın çapının büyüklüğünü ifade etmektedir. Böyle büyük bir kuvvetin Bediüzzaman ve ondan önceki müceddidlerin zamanında gerçekleşmediği bilinen bir gerçektir. Bediüzzaman da Hz. Mehdi'nin bu önemli alametini vurgulayarak, bu mübarek zatın kendi yaşadığı dönemde henüz gelmediğini, ortaya çıktığında ise bu özellikleriyle tanınacağını hatırlatmıştır.


162) MİLYONLAR FEDAKARLARLA (MİLYONLARIN FEDAKARANE KATILIMIYLA) TATBİK EDİLEBİLİR (YERİNE GETİRİLEBİLİR):

Bediüzzaman “MİLYONLAR FEDAKARLARLA TATBİK EDİLEBİLİR” sözleriyle, Hz. Mehdi'nin üçüncü vazifesini yerine getirebilmesi için gerekli olan üçüncü şartın “MİLYONLARCA FEDAKARLAR” olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. 
Mehdi'ye tabi olan, onu destekleyen milyonlarca kişi olacağını bildirmiştir. Böyle geniş çaplı bir destek Bediüzzaman'ın iman hizmetinde söz konusu olmamıştır. Dahası, Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bu görevini yerine getirebilmesi için sadece “milyonları aşan fedakarane bir destek” değil, aynı zamanda “büyük bir kuvvet, kudret ve hakimiyet”in de bununla birarada oluşması gerektiğini belirtmiştir. Bu gerçeği hatırlatarak da, Hz. Mehdi'nin kendi yaşadığı devirde gelmemiş olduğunu ortaya koymuştur.


Birinci vazife, o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır (değerlidir), fakat O İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VAZİFELER PEK PARLAK VE ÇOK GENİŞ BİR DAİREDE (alanda) VE ŞA’ŞALI (gösterişli) BİR TARZDA OLDUĞUNDAN163
UMUMUN VE AVAMIN NAZARINDA (genelin ve halkın gözünde) DAHA EHEMMİYETLİ (önemli)GÖRÜNÜYORLAR.164

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)

Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerinin, birincisine kıyasla çok daha geniş bir alanda etki oluşturacak büyük icraatlar olduğunu açıklamıştır.

163) O İKİNCİ, ÜÇÜNCÜ VAZİFELER 
PEK PARLAK VE ÇOK GENİŞ BİR DAİREDE (ALANDA) VE ŞA'ŞALI (GÖSTERİŞLİ) 
BİR TARZDA OLDUĞUNDAN:

Bediüzzaman bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin ikinci ve üçüncü görevlerinin çok geniş kitleleri ve coğrafyaları kapsayan gösterişli, görkemli ve geniş yankılar uyandıran icraatlar olduğunu belirtmektedir. Nitekim, İslam Birliğini kurmak, tüm Müslümanların liderliğini üstlenmek, Hıristiyanlarla ittifak ve dayanışma içine girmek ve sonucunda İslam ahlakını yeryüzüne hakim kılmak, dünya tarihinin belki de en büyük ve en görkemli olaylarından olacaktır.

Bediüzzaman'ın sözünü ettiği bu vazifeler Bediüzzaman'ın yaşadığı devirde ve İslam tarihinin hiçbir döneminde, Hz. Mehdi döneminde olacağı gibi yaşanmamıştır. Bediüzzaman'ın ihtişamlı faaliyetlerini bu derece detaylı tarif ettiği kişi, kendisinden sonra geleceğini ve bu üç vazifeyi en gösterişli biçimde yerine getireceğini ifade ettiği Hz. Mehdi'dir.


164) UMUMUN VE AVAMIN NAZARINDA (GENELİN VE HALKIN GÖZÜNDE) DAHA EHEMMİYETLİ (ÖNEMLİ) GÖRÜNÜYORLAR:

Bediüzzaman bu ifadeleriyle Hz. Mehdi'nin faaliyetlerinin, toplumun genelinin gözleri önünde, apaçık bir şekilde gerçekleşeceğini ve insanlarda takdir ve hayranlık uyandıracağını belirtmektedir. Bediüzzaman'ın da bildirdiği gibi, ahir zamanın son dönemindeki bu olaylar; Hz. Mehdi'nin iktidar ve hâkimiyeti çok açık delillerle ve tüm dünyanın şahit olacağı bir şekilde yaşanacaktır. Deccal'in fitnesi ortadan kalkacak, yeryüzünü huzur barış ve adalet dolduracaktır. Böylesine tüm dünyanın gözleri önünde seyreden büyük gelişmeler ve değişimler önceki müceddidlerin zamanında yaşanmamıştır. Bediüzzaman da bu önemli konuyu vurgulayarak, tüm bunların yakın bir gelecekte Hz. Mehdi döneminde gerçekleşeceğini müjdelemiştir.


TA AHİR ZAMANDA165 , 
HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında)166 ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri)167CENAB-I HAKK’IN İZNİYLE GELİR168 , O DAİREYİ GENİŞLETİR169 ve O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR.170 BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ.171

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 138)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin ahir zamanda ortaya çıkacağını haber vermektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi ve talebelerini Risale-i Nur'un asıl sahipleri olarak nitelendirmekte, Risale-i Nur'un başlattığı hizmeti bu mübarek şahsın tamamlayacağını müjdelemektedir:

165) TA AHİR ZAMANDA:

Bediüzzaman burada kullandığı “TA AHİR ZAMANDA” sözleriyle Hz. Mehdi'nin geleceği zamanı belirtmektedir. Bediüzzaman bu ifadesiyle öncelikle Hz. Mehdi'nin kendisinden “İLERİKİ BİR TARİHTE” geleceğini dile getirmektedir. Bediüzzaman'ın burada kullandığı “TA” kelimesi ise bu konuya açıklık getiren önemli bir ifadedir. “TA” kelimesi uzaklık ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman bu ekle, ahir zamanın kendi yaşadığı dönemin çok daha ilerisinde, daha uzakta bir zaman olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman Risale-i Nur'un dar dairede yani sınırlı bir kesim içerisinde başlattığı hizmetleri daha ileriki bir tarihte gelecek olan Hz. Mehdi ve talebelerinin devam ettireceklerini ve bunu dünya çapında bir hizmete dönüştüreceklerini bildirmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini açık bir şekilde ifade etmiştir.


166) HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (DÜNYA ÇAPINDA):

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görevden bahsettiği kimi sözlerinde “dar ve geniş daire" (dar ve geniş alemler) kavramlarını
kullanmıştır. Bediüzzaman Risale-i Nur’un etkisinin ve bu yolla yapılan iman hizmetinin dar dairede yani sınırlı bir bölgede yapılan bir faaliyet olduğunu ifade etmiştir. Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetlerin ise “HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE” yani “DÜNYA ÇAPINDA” gerçekleştirileceğini belirtmiştir. Hz. Mehdi, Allah’ın izniyle Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacak, halihazırda dünyanın pek çok yerinde dağınık halde bulunan Müslümanlar arasında İslam birliğini sağlayacak ve tüm Müslümanların liderliğini üstlenecektir. Tüm bunlar Hz. Mehdi'nin “HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE” yerine getireceği görevlerin delillerini oluşturacak ve Hz. Mehdi'nin tanınmasını sağlayan alametler olacaktır. Bediüzzaman da sözlerinin pek çoğunda bu konuyu göndeme getirerek, bunu, kendisinin Hz. Mehdi olmadığına dair bir delil olarak göstermiş, Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetlerin etkisinin büyüklüğünü hatırlatmıştır.


167) ASIL SAHİPLERİ, YANİ HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ):

Bediüzzaman Said Nursi burada ahir zamanda gelecek ve Kuran ahlakını tüm dünyada hakim kılacak olan Hz. Mehdi’den, Bediüzzaman’ın attığı tohumların “ASIL SAHİPLERİ” olarak bahsetmektedir. Bu açıklamalarına göre, Bediüzzaman Kuran ahlakının dünya hakimiyetinin tohumlarını atan bir müceddid, Hz. Mehdi ise bu hakimiyetin asıl sahibi olacaktır. Hz. İsa ile birlikte İslam ahlakını dünya çapında hakim kılacak olan ahir zaman topluluğunun lideri Allah’ın izniyle Hz. Mehdi olacaktır. Dolayısıyla Bediüzzaman Hz. Mehdi ve onun talebeleri için burada kullandığı “ASIL SAHİPLERİ” ifadesiyle Hz. Mehdi'nin ve talebelerinin dünya çapında yerine getireceği görevlerin
asıl sahibinin kendisi olmadığını açıklamış ve böylece kendisinin Hz. Mehdi olmadığını da ifade etmiştir. 
Bediüzzaman'ın bu sözlerinde vurguladığı bir başka önemli nokta ise, Hz. Mehdi ve onun şahsı manevisini oluşturan talebelerinin iki ayrı kavram olduğudur. Bediüzzaman “Hz. Mehdi VE şakirtleri” derken burada kullandığı “VE” kelimesiyle bu duruma açıklık getirmektedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır ve ancak ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi’nin şahsı manevisi oluşmaktadır. Ama bu şahsı manevinin oluşabilmesi için başta mutlaka Hz. Mehdi bir şahıs olarak bulunacaktır. Bediüzzaman da burada “HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ” sözleriyle bu gerçeği dile getirmekte ve Hz. Mehdi'nin manevi bir şahıs olarak değil, talebelerinin başında ayrı bir şahsiyet olarak var olacağını ifade etmektedir.


168) CENAB-I HAKK’IN İZNİYLE GELİR:

Bediüzzaman bu sözünde “Cenab-ı Hakk’ın izniyle GELİR” diyerek öncelikle Hz. Mehdi'nin ahir zamanda gelecek bir şahıs olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Çünkü bilindiği gibi “GELME” fiili manevi bir şahsın gerçekleştirebileceği bir olay değildir. “GELME” fiili burada açıkça bir insanın gelişini müjdelemek için kullanılmış bir fiildir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu belirtmek isteseydi, kuşkusuz ki böyle bir kelime kullanmaz, Hz. Mehdi'nin gelişinden bahsetmezdi.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman burada kullandığı “GELİR” sözüyle, Hz. Mehdi’nin o dönemde henüz gelmediğini belirtmekte ve ileride geleceğini ifade etmektedir. Dikkat edilirse Bediüzzaman "geldi" veya "gelmiş" dememektedir, “İLERİDE GELECEĞİNİ” ifade etmek için
"Ta ahir zamanda gelir" diyerek, Hz. Mehdi'nin kendisinden ilerideki bir vakitteki gelişinin zamanını da belirtmiştir.


169) O DAİREYİ GENİŞLETİR:

Bediüzzaman, kendi döneminde imanı kurtarma yolunda mücadele vermiş ve ahir zaman cemaatine öncülük etmiştir. Bediüzzaman “O DAİREYİ GENİŞLETİR” sözüyle, kendisinin “dar dairede” yani “sınırlı bir çevrede” başlattığı iman kurtarma mücadelesinin Hz. Mehdi zamanında genişleyeceğini ve “DÜNYA ÇAPINDA” neticeleneceğini belirtmiştir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, Hz. Mehdi'nin özelliklerini ve yerine getireceği görevlerin benzersizliğini hatırlatarak ifade etmiştir.


170) O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR:

Bediüzzaman, Hz. Mehdi’den önce gelmiş, insanların Allah’ın dininden uzaklaştığı bir ortamda Kuran ahlakı ve iman hakikatleri üzerinde durarak çok büyük bir imani hareket başlatmıştır. “O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR” sözleriyle bu büyük fikri mücadelesini tohum ekmeye benzetmektedir. Sonradan Hz. Mehdi zamanında bu iman tohumlarının sümbülleneceğini, yani Hz. Mehdi’nin Bediüzzamanın başlattığı bu imani çalışmaları genişleteceğini ve sonuca ulaştıracağını ifade etmektedir. Bediüzzaman bu örneklendirmesiyle kendisinin Hz. Mehdi'den önceki bir dönemde yaşadığını, Hz. Mehdi'nin gelişinin ise kendisinden sonraki bir dönemde gerçekleşeceğini açıkça ifade etmektedir.


171) BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ:

Bediüzzaman, “BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP” sözleriyle, ektiği iman tohumlarının sümbülleneceği yani Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı dönemde, kendisinin vefat etmiş olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, onun gelip görevine başladığı dönemde kendisinin hayatta olmayacağını hatırlatarak ifade etmiştir.


Hem bu ÜÇ VEZAİF (görevin) 
BİRDEN172 BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA KABİL (mümkün)GÖRÜLMÜYOR.173 Ahir zamanda,


AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (Peygamberimiz (sav)'in soyunun nurani cemaatini)TEMSİL EDEN174 HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE175 
ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR
 (biraraya 
gelebilir, toplanabilir)176

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 156)

Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi'nin üç görevi olduğunu belirtmekte, bu üç görevin birarada yerine getirilmesinin Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden biri olduğuna dikkat çekmektedir. Bediüzzaman kendi yaşadığı dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini, bunu ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştirebileceğini söylemektedir:

172) ÜÇ VEZAİF (GÖREVİN) BİRDEN:

Bediüzzaman eserlerinin pek çok yerinde Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görev olduğundan bahsetmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden birinin bu üç görevi birden yerine getirmesi olduğunu belirtmektedir. Bu görevlerin birincisi materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri mücadele yapılması ve bu akımların fikren tam olarak susturulmasıdır. İkincisi İslam dünyasının liderliğini üstlenerek İslam birliğinin sağlanması, üçüncüsü ise Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasıdır. Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi, bu görevlerin üçünü birden yerine getirecektir. Bu alamet, onun tanınmasını sağlayacak ve onun en önemli özelliklerinden olacaktır.

Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi’nin aynı anda, “SİYASET MEHDİSİ, SALTANAT MEHDİSİ VE DİYANET MEHDİSİ” olarak üç özelliğe birden sahip olacağını ve bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını söylemiştir. Bediüzzaman, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yapacağı üç önemli görevi bu şekilde birarada yerine getirmediklerini ifade etmiştir. Bu nedenle de ahir zamanın “BÜYÜK MEHDİSİ” ünvanını alamadıklarını belirtmiştir. 
Bediüzzaman bu anlamda, Risale-i Nur’un da Hz. Mehdi'nin üç görevinden birincisi olan “imanı kurtarmak” görevini yerine getirdiğini söylemiştir. Ancak bu hizmetin dar dairede sınırlı kaldığını, Hz. Mehdi'nin geniş dairedeki görevlerini ise ancak Büyük Mehdi'nin gerçekleştireceğini açıklamıştır. Hz. Mehdi ortaya çıktığı zaman, hadislerde de belirtildiği gibi, Mehdiliğini iddia etmeyecek ya da bunun propagandasını yapmayacaktır. Hz. Mehdi'nin burada sayılan büyük icraatları, bu kutlu şahsın ortaya çıktığının en büyük ispatı ve delili olacaktır.

Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin “ÜÇ VEZAİF (GÖREVİN) BİRDEN” yerine getireceğini hatırlattığı bu sözüyle bu konunun önemini bir kez daha hatırlatmaktadır. Kendisi de dahil olmak üzere, önceki müceddidlerin hiçbirinin bunların üçünü birarada gerçekleştirmediğini belirterek Hz. Mehdi'nin o dönemde henüz gelmemiş olduğunu ifade etmektedir.


173) HEM BU ÜÇ VEZAİF (GÖREVİN) 
BİRDEN BİR ŞAHISDA, YAHUT CEMAATTE 
BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (BİRBİRİNE ENGEL OLMAMASI) PEK UZAK, ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜLMÜYOR:

Bediüzzaman “BU ZAMANDA” sözleriyle kendi yaşadığı dönemden bahsetmektedir. Ve kendi zamanında, Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görevi birden mükemmel bir biçimde, hakkıyla ve biri diğerine mani olmadan, zarar vermeden, eksiksiz ve kusursuz olarak başarabilecek bir şahıs ya da cemaat bulunmadığını belirtmektedir. Bediüzzaman bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu “PEK UZAK” ve “ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜNMÜYOR” sözleriyle açıkça belirtmiştir. Bu da,
Hz. Mehdi'nin Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde ortaya çıkmadığını gösteren bir başka önemli delildir. Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde, üç görevin birden yerine getirilmesine imkan olmamıştır. Bediüzzaman ancak kendisinden bir asır sonra gelecek Büyük Mehdi'nin bu görevlerin hepsini yerine getireceğini bildirmektedir.


174) AL-İ BEYT-İ NEBEVİNİN CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNUN NURANİ CEMAATİNİ) TEMSİL EDEN:

Bediüzzaman, eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi'nin hadislerde bildirildiği üzere “seyyid” yani “Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen bir kimse” olacağını, “kendisinin ise seyyid olmadığını” belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözünde de bu konuya bir kez daha açıklık getirmekte, “AL-İ BEYT’İ NEBEVİNİN CEMAAT-İ NURANİYESİNİ TEMSİL EDEN” sözleriyle Hz. Mehdi'nin Peygamberimiz (sav)'in mübarek soyundan olacağına dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bu önemli alametlerinden birini hatırlatarak kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmektedir.


175) HZ. MEHDİ VE CEMAATİNDEKİ 
ŞAHS-I MANEVİDE:

Bediüzzaman burada çok önemli bir gerçeği açıklamaktadır. Bu söz, Hz. Mehdi'nin manevi bir kişi değil, bir şahıs olacağını göstermektedir. Zira Bediüzzaman, “Hz. Mehdi VE cemaatindeki şahsı manevide” söyleriyle Hz. Mehdi'nin şahsından ve onun şahsı manevisini oluşturan 
cemaatinden ayrı kavramlar olarak bahsetmektedir. Aradaki “VE” kelimesi, "Hz. Mehdi'nin ve cemaatinin iki farklı varlık olduğunu” ifade etmektedir. Hz. Mehdi'nin kutlu şahsıyla birlikte, bir de onun şahsı manevisini oluşturan bir cemaati olacaktır. Hz. Mehdi'nin şahsı olmadan, böyle bir şahsı maneviden söz etmek mümkün değildir. Bediüzzaman da bu gerçeği ifade etmekte ve Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını müjdelemektedir.


176) ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR 
(BİRARAYA GELEBİLİR, TOPLANABİLİR):

Bediüzzaman'ın açıkladığı üç büyük görev ancak ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi'nin yerine getirebileceği görevlerdir. Bediüzzaman, burada kullandığı "ANCAK" kelimesiyle bir başkasının bu görevleri başarmasının Allah’ın dilemesiyle “İMKANSIZ” olduğunu belirtmiştir. Çünkü Allah bu vazifeleri yalnızca Hz. Mehdi'nin yerine getirebilmesini takdir etmiştir. Hz. Mehdi de kaderinde böyle takdir edildiği için bu görevleri Allah'ın izniyle başarıyla yerine getirecektir. İslam tarihinde henüz bunu başaran bir kimse ya da topluluk görülmediği gibi, Bediüzzaman kendi yaşadığı devirde de bu durumun gerçekleşmediğini vurgulamaktadır.


Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten 
(veli şahıstan) işittim ki; o zat, eski velilerin gaybi işaretlerinden istihrac etmiş (manasını ortaya çıkarmış) ve kanaati gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhur edecek (ortaya çıkacak), bidatlar zulümatını (dine sonradan girmiş hurafeleri) dağıtacak BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ortaya çıkışını) ÇOK İNTİZAR ETTİM (gözledim) VE EDİYORUM.177 FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR.178 ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR.179 VE ANLADIK Kİ, BU HİZMETİMİZLE O NURANİ ZATLARA (nurlu şahıslara) ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (hazırlıyoruz).180

(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 189)

Bediüzzaman, Hz. Mehdi ve yardımcılarını “baharda gelecek kudsi çiçekler” olarak nitelendirmiş, kendisinin ise, “yaptığı hizmetlerle bu mübarek şahsa zemin hazırlayan bir öncü” olduğunu belirtmiştir:

177) BEN BÖYLE BİR NURUN ZUHURUNA (ORTAYA ÇIKIŞINI) ÇOK İNTİZAR ETTİM (GÖZLEDİM) VE EDİYORUM:

Bediüzzaman, “BİR NUR” olarak ifade ettiği ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışını çok gözlediğini ve hala da gözlemekte olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ve kendisinin de bu mübarek şahsın çıkışını büyük bir heyecanla gözlediğini belirtmektedir. Yalnız Bediüzzaman değil, sahabeler döneminden itibaren milyonlarca samimi Müslüman, İslam alimleri, mezhep imamları, müçtehidler Hz. Mehdi ve beraberindeki müminlere karşı derin bir sevgi beslemişlerdir. 1400 yıldır bu mübarek zatı sevgi ve saygıyla anmışlardır. Ona ve cemaatine dua etmişler, onlar için Allah’tan yardım dilemişlerdir. Hz. Mehdi ve cemaati gelmiş geçmiş tüm Müslümanların ortak dostudur. Tüm inananlar için şevk ve heyecan vesilesidir. Bediüzzaman da sözlerinde bu bakış açısını dile getirmekte, kendisinin de büyük bir heyecan ve sevgiyle Hz. Mehdi'nin gelişini beklediğini ifade etmektedir. Bediüzzaman, burada kullandığı “ÇOK İNTİZAR ETTİM VE EDİYORUM” yani “ÇOK GÖZLEDİM VE GÖZLÜYORUM” sözleriyle bu durumu dile getirmiş, ancak hayatta olduğu süre içerisinde bu kutlu şahsın çıkışının gerçekleşmediğini bildirmiştir.


178) FAKAT ÇİÇEKLER BAHARDA GELİR:

Bediüzzaman ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi ve cemaatine karşı içten ve derin bir sevgi sahibidir. Hz. Mehdi ve yanındakilerin güzel ahlakını ve mücadelelerini “ÇİÇEKLER”e benzetmekte ve onların baharda, yeryüzünün tüm güzelliklerinin ortaya çıktığı dönemde geleceklerini anlatmaktadır. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin geleceği dönemi karanlık kara bir kışın ardından gelen aydınlık, güneşli, güzelliklerle dolu bir bahara benzetmektedir. Bediüzzaman'ın çiçek benzetmesi bu dönemde yaşanacak huzur, barış adalet ve güzellikleri anlatmak için yapılmış çok güzel bir örneklendirmedir. Bediüzzaman bu bahar döneminin çok yakın olduğunu bildirmektedir. Bir başka açıklamasında ise kendisinin "acele edip kışta geldiğini" belirtmiş; nasıl kışın hemen ardından bahar geliyorsa, ahir zamanda gelecek mübarek şahıs ve cemaatinin de, kendisinden hemen sonra baharı getireceğini müjdelemiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle çok açık bir şekilde kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, ancak bu mübarek zata ortam hazırlayan bir öncüsü olduğunu ifade etmiştir.


179) ÖYLE İSE O KUDSİ ÇİÇEKLERE 
ZEMİN HAZIR ETMEK LAZIM GELİR:

Bediüzzaman bir kez daha “KUDSİ ÇİÇEKLER” sözleriyle bahsettiği Hz. Mehdi ve talebelerine karşı olan sevgisini dile getirmiş, Hz. Mehdi'nin gelişini çok gözlediğini ve halen de gözlemeye devam ettiğini belirtmiştir. Bu durumda gelecek olan şahıslara, yani Hz. Mehdi ve cemaatine zemin hazırlamak gerektiğini söyleyen Bediüzzaman, kendisinin ve cemaatinin bu görevi üstlendiğini ifade etmiştir. Onlardan önce gelip onlar için ön bir hizmet ve hazırlık yaptığını söyleyerek, Hz. 
Mehdi'nin kendisinden sonra gelecek bir şahıs olduğunu bir kez daha dile getirmiştir.


180) VE ANLADIK Kİ BU HİZMETİMİZLE 
O NURANİ ZATLARA (NURLU ŞAHISLARA) 
ZEMİN İZHAR EDİYORUZ (HAZIRLIYORUZ):

Bediüzzaman "ANLADIK Kİ" sözleriyle, kendisinin Hz. Mehdi olmadığı, ancak yaptığı hizmetlerle bu mübarek kişiye zemin hazırlamakta olduğu konusundaki kanaatini dile getirmektedir. “ANLADIK Kİ” ifadesi, Bediüzzaman'ın kalbine gelen gerçeği ve Bediüzzaman'ın bu gerçeğe net ve samimi olarak inandığını göstermektedir. Bediüzzaman bu kelimeyle, tevazu gereği böyle bir söz söylemediğini, delilleriyle açıkça ortada olan bu konuda kesin kanaatini ifade ettiğini ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman bu sözünde "HİZMETİMİZLE" diyerek çoğul bir ifade kullanmıştır. Demek ki Bediüzzaman bu hizmette tek başına değildir; kendisine yardımcı olan Nur cemaati de vardır. Bediüzzaman "hizmetimizle" derken tüm Nur talebelerini de bu hizmete dahil etmektedir.

Ayrıca Bediüzzaman burada “O NURANİ ZATLARA” sözleriyle, Hz. Mehdi ve talebelerinin “BİRER ŞAHIS” olduklarını yeniden vurgulamaktadır. Bu, Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi'den bahsederken “15. KEZ” kullandığı “O” zamiridir. “ZAT” kelimesini ise Bediüzzaman kitabın başından bu yana Hz. Mehdi için “13. KEZ” kullanmıştır. Bediüzzaman'ın her iki kelimeyi de bu kadar çok tekrarlamış olması, Hz. Mehdi'nin “BİR ŞAHIS” olduğu konusunda çok kesin deliller oluşturmakta ve manevi bir kişilik olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

SONUÇ

Yazının başından bu yana açıklanan tüm deliller, 13. yüzyılın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi’nin, Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne gelişi ve Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışı konusundaki kesin kanaatlerini ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman'ın Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) ilgili tüm bu açıklamaları çok açık ve detaylıdır. Bediüzzaman bu açıklamalarında Hz. İsa'nın yeryüzüne geldiğinde gerçekleştireceği faaliyetlerden, Deccal ile olan mücadelesinden pek çok detay vererek bahsetmiştir. Aynı şekilde Hz. Mehdi'nin özelliklerini de ayrıntılı olarak tarif etmiş; kendisi de dahil olmak üzere, daha önce yaşamış olan hiçbir müceddidin yerine getiremediği ve ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştireceği birtakım faaliyetler olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman'ın açıklamalarında Hz. Mehdi ile ilgili olarak vermiş olduğu tüm bu bilgiler Kuran ayetleriyle, hadislerle ve İslam alimlerinin açıklamalarıyla da mutabıktır.

Bediüzzaman bu izahlarıyla, kendisine Mehdilik iddiasıyla yaklaşan kimselere “Mehdi olmadığını ve neden olamayacağını” yaptığı sayfalar dolusu izahlarla açıklamıştır. “Hz. Mehdi'nin seyyid olduğunu, tüm dünyaya hakim olacağını, İslam birliğini sağlayacağını, Hıristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını, Hz. İsa'yla birlikte namaz kılacaklarını, Deccal'i yenilgiye uğratacağını ve Kuran ahlakını tüm dünyada yerleşik kılacağını” ayrıntılı olarak anlatmıştır. Bediüzzaman seyyid değildir ve kitap boyunca da açıklandığı gibi, bu konuyu eserlerinde pek çok kez dile getirmiştir. Hatta Peygamberimiz (sav)'in hadisleri doğrultusunda, seyyid olan kişinin seyyidliğini gizlemesinin İslam ahlakına uygun olmayacağını açıklayarak, bu sözünün doğruluğunu bir kez daha ve delil göstererek ifade etmiştir. Bunun yanı sıra Bediüzzaman yaşadığı dönemde “tüm Müslümanları tek bir çatı altında toplayarak İslam birliğini oluşturmamış; tüm inananların başkumandanı ve halifesi (lideri) vasfını taşımamıştır”. “Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş”, “İslam ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır”. Hakim” vasfına sahip olmamış”, “tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini almamıştır.” Hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir iman hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği görevi en güzel ve en şerefli bir şekilde yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği kuvvet ve hakimiyet içerisinde değil, maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içerisinde geçmiştir. Hakim konumunda olmamış; aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış; aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür. Yukarıda sayılan imkanların ve yerine getirilecek olan sorumlulukların ise, kendisinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi’ye nasip olacağını bildirmiştir.

Tüm bunların yanı sıra Bediüzzaman “En büyük müceddid”, “en büyük müçtehid” de olmamış, “hüküm vermeye en yetkili kişi olarak mezhepleri kaldırmamış ve kendi mezhebinin sahibi olmamıştır”. Bediüzzaman İmam Şafi’yi mezhep imamı olarak kabul ederek, bir başka mezhep kurucusuna tabi olmuş ve hayatının sonuna kadar bu mezhebin gereğini uygulamıştır. Bediüzzaman eserlerinde bu durumu pek çok kez ifade etmiştir:

“Evvelâ: Ben Şafiî’yim...” (Emirdağ Lahikası, s. 38) 
“... hem hususî Şafiîce ibadetime.” (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 202) 
“Yalnız bu kadar var. Ben Şafiîyim...” (Büyük Tarihçe-i Hayat, s. 206)
Hattâ Şafiî mezhebinde olduğu için...” (Emirdağ Lahikası, s. 573)

Oysa ki Bediüzzaman'ın da risalelerde vurguladığı gibi, Hz. Mehdi tüm mezhepleri kaldıracak ve tüm mezheplerin üstünde olacaktır. O, bir başka mezhep imamına uymayacak; tüm inananlar, hüküm verme yetkisine sahip “en büyük müceddid” ve “en büyük müçtehid” olarak ona tabi olacaklardır.

Bediüzzaman tüm bu gerçekleri eserlerinde detaylı olarak dile getirmiş ve bu şekilde kendisinin Hz. Mehdi olmadığını delilleriyle birlikte açıkça ortaya koymuştur. Bediüzzaman Mehdi olmadığını ve Hz. Mehdi'nin özelliklerini taşımadığını binlerce harften, yüzlerce cümleden oluşan ifadeleriyle açıkça ifade etmişken, bunların doğru olmadığını, aslında tam tersini söylemek istediğini öne sürmek büyük bir hatadır. Zira Bediüzzaman, Mehdi olmadığını ispatlamak için bunların dışında daha ne kadar özellik sayabilirdi? Mehdi olmadığını yüzlerce sayfa boyunca açıklaması yeterli değil midir? Tüm Müslümanlar için bir hidayet önderi olan böylesine değerli bir İslam alimi, doğru olmayan bir konu için neden bu kadar cümle, bu kadar kelime ve bu kadar sayfa yanıltıcı açıklama yazsın? Allah’tan çok korkan, bu konuda bu kadar hassas olan bir insanın Mehdi olmadığını söylemek için “180 MADDELİK” bu kadar kapsamlı bir yalan söylediğini iddia etmek hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir yaklaşımdır. Bediüzzaman'ın sadece “Ben Mehdi değilim” demesi, bu konunun anlaşılması için yeterli olmalıydı. Bu açık beyanına rağmen, Bediüzzaman'a karşı böyle bir yaklaşımda bulunmak, onun gerçekte doğruları söylemediğini ve insanları yanılttığını iddia etmektir ki, bu da böylesine değerli bir İslam büyüğüne yöneltilen büyük bir iftira ve büyük bir bühtan olur.

Üstelik böyle bir durumda, Bediüzzaman'ın ahir zaman ile ilgili diğer tüm izahları da şüpheli bir konuma sokulmaktadır. Çünkü Hz. İsa ve Hz. Mehdi ile ilgili açıklamalarının batıni anlamları olduğu iddiası, Bediüzzaman'ın ahir zamana ilişkin diğer sözlerinin de batıni manaları olduğu anlamına gelir. Böyle bir durumda da bir süre sonra Risale-i Nur’un tamamı bu hale getirilir ve Bediüzzaman'ın tüm eserleri gerçek manasından ve hikmetinden giderek uzaklaşır. Oysa ki Risale-i Nur bir Kuran tefsiridir. Tefsirin tefsiri olmaz. Bediüzzaman'ın herkes tarafından açıkça anlaşılan sözlerine gerçeğinden farklı, zıt anlamlar verilerek yapılan bu tür bir tefsir anlayışı son derece sakıncalıdır.

Risale-i Nur, her insanın okuyup anlayabileceği kitaplardır. Bediüzzaman, sözlerine gizli anlamlar yüklememiş; düz bir anlatımla anlatmak istediklerini açıkça ifade etmiştir. Ancak buna rağmen “batıni tefsir” adı altında Bediüzzaman'ın sözlerine farklı anlamlar yükleyerek, belki de binlerce insanın 30-40 yıldan beri yanlış yönlendirilmesine neden olmak, elbette ki büyük bir sorumluluktur.

Hz. Mehdi'nin gelişi tüm Müslümanlar için büyük bir müjdedir. Peygamberimiz (sav) bir hadis-i şerifinde “Mehdi ile müjdelenin. O Kureyş’ten ve Ehl-i Beyt’imden bir kişidir. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s.13) şeklinde buyurmaktadır. Ancak bu konuda ‘batıni tefsir’ mantığıyla yapılan yanlış yorumlarla, bu büyük müjdenin yolu kapatılmaya çalışılmıştır. Kuran ayetlerindeki Hz. İsa'nın gelişiyle ilgili haberler ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerindeki Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışıyla ilgili verdiği müjdeler adeta yok edilmek istenmiştir.

Bediüzzaman Said Nursi, yaşadığı dönem boyunca İslam dünyası ve Müslümanlar adına eşsiz hizmetlerde bulunmuş, yazdığı eserlerle tüm Müslümanlara doğru yolu bulmalarında ışık tutmuştur. Hiç şüphesiz ki bir asrın müceddidi olmuş böylesine büyük bir mütefekkirin Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişini müjdelediği sözleri de aynı şekilde Müslümanlara yol göstermekte ve doğruyu bulmalarına vesile olmaktadır.

Bediüzzaman'ın da açıkladığı, tüm İslam alemi için büyük müjdeler içeren bu olaylar, Allah’ın izniyle ahir zamanda Hz. Mehdi vesilesiyle yaşanacaktır. İslam ahlakının bu mutlak galibiyeti, Rabbimiz'in Kuran’da 1400 sene önce bildirdiği bir gerçektir. Ayetlerde bu müjde şöyle haber verilmektedir:

Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 33)

Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele. (Saff Suresi, 13)

Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır). (Peygamberler) Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı bozguna uğrayıp -yok oldu- gitti. (İbrahim Suresi, 14-15)

Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman, Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 1-3)

Rabbimiz ayetlerinde “asla vaadinden dönmeyeceğini” ise şöyle bildirmektedir:

(Bu,) Allah'ın va’didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 6)

... Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir?... (Tevbe Suresi, 111)

Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma... (İbrahim Suresi, 47)

Allah, “İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarını güç ve iktidar sahibi kılacağını” vadetmiş ve bu vaadinin kesin olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, bütün büyük İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın sözlerinde de bu duruma “Hz. İsa ile Hz. Mehdi'nin vesile olacakları” belirtilmiştir. Rabbimiz'in bu vaadi doğrultusunda İslam ahlakı bir gün mutlaka hakim olacak ve bir kişinin Müslümanların önderliğini üstlenmesi gerekecektir. Bediüzzaman böyle dünya çapında bir hakimiyetle karşılaşmamış ve tüm dünya Müslümanlarının liderliğini üstlenmemiştir. İslam dünyasının başında, tüm Müslümanları biraraya getirecek şekilde bir lider uzun süredir yoktur. Müslümanların bu ilk lideri, 1400 senedir müjdelendiği gibi Hz. Mehdi olacaktır. Yeryüzünden zulmü ve karanlığı kaldıracak, İslam ahlakının güzelliğinin tüm insanlar tarafından yaşanmasına vesile olacaktır. Bediüzzaman da kitap boyunca yer verilen sözlerinde bu gerçeği dile getirmiş ve tüm Müslümanları bu büyük hidayet önderinin gelişiyle müjdelemiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) de hadislerinde bu önemli değişime vesile olacak olan Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişlerini şöyle haber vermiştir:

Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır...(Buhari, Kitabü'l-Büyu': 102, Mezalim: 31, Enbiya 49; Müslim, İman: 242 (155); Ebu Davud, Melahim: 14 (4324); Tirmizi, Fiten: 54 (2234))

Nefsim kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Hz. Mehdi'nin babası Kureyşi’dir. Eğer istenseydi onu en son ceddine (soyuna) kadar sayardım, çünkü Hz. Mehdi, İslam’ın sonu olacaktır” (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Beklenen Mehdi'nin Alametleri, s. 25)

Kuran ayetlerinde, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, İslam alimlerinin ve Bediüzzaman'ın sözlerinde verilen tüm bu müjdeler çok açıktır. Ancak buna rağmen, Hz. İsa'nın gelişinden ve Hz. Mehdi'nin ortaya çıkışından şüphe duyup tedirginliğe kapılanlar (ki bu çok büyük bir yanılgıdır) olabilmektedir. Kuran’da da, Allah’ın müminlere önderlik edecek bir elçi göndermesinden şüphe duyan kimseler olabileceği haber verilmiştir. Bir ayette “Hz. Yusuf’tan sonra peygamber gelmeyecek” diyen kimselerin örneği şöyle bildirilmektedir:

"Andolsun, daha önce Yusuf da size apaçık belgeler getirmişti. O ZAMAN SİZE GETİRDİKLERİ HAKKINDA KUŞKUYA KAPILIP DURMUŞTUNUZ. Sonunda o, vefat edince, demiştiniz ki; "ALLAH, ONDAN SONRA KESİN OLARAK BİR ELÇİ GÖNDERMEZ." İşte Allah, ölçüyü taşıran, şüpheci kimseyi böyle saptırır." (Mümin Suresi, 34)

Bediüzzaman ise, bu tür şüphelere kapılan kimselerin böyle bir yanılgıya düşmelerinin nedenlerini şöyle açıklamıştır:

Kıyamet alâmetlerinden ve âhir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a'malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden ehâdîs-i şerife (hadisler) güzelce anlaşılmadığından, AKILLARINA GÜVENEN BİR KISIM EHL-İ İLİM (ilim sahibi kişiler), ONLARIN BİR KISMINA ZAÎF (zayıf) VEYA MEVZU (uydurma hadis) DEMİŞLER. İMANI ZAYIF VE ENANİYETİ KAVİ (kendini şiddetli şekilde beğenen) BİR KISIM DA, İNKÂRA KADAR GİTMİŞLER. (Sözler, s. 355)

Bediüzzaman'ın bu açıklamasına göre;

- hadislere yanlış yorumlar yapılması ve aktarılan bilgilerin doğru anlaşılmaması,
- iman zafiyeti ve
- enaniyet

bazı kimselerin bu gerçekleri reddetmelerine neden olabilmektedir. Hiç şüphesiz iman zafiyeti ve enaniyet, her müminin titizlikle kaçınması gereken eksiklik ve kötülüklerdir.

Ancak her ne sebeple olursa olsun, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelişinin herhangi bir şekilde tevil edilmesinin ve bu konudaki gerçeklerin üzerinin örtülmesinin, ileride bir mahcubiyet konusu olabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi tüm inananların şevkle beklediği müjdelenmiş şahıslardır. Bu şahısların gelişlerini beklemek ve bu tarihi olayı müjdelemek her Müslümanın görevidir.

Allah kaderde Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin İslam ahlakını hakim etmelerini takdir etmiştir. İnşaAllah Rabbimiz bu büyük müjdenin gerçekleştiğini yakın gelecekte müminlere gösterecektir.



 
Diğer Makaleler
En zor görünen durumlarda bile insanın, ''Ben bunun altından nasıl kalkarım?'' diye telaşlanması yersizdir.
İnsanın yapacağı, yalnızca 'çok samimi olmak'tır. Herşeyi yaratacak olan ise yalnızca Allah'tır...
................................
Olayları, tavırları, konuşmaları derinlemesine araştırıp kurcalama alışkanlığı, bazen insana beklediği gibi huzur değil, rahatsızlık verebilir...
İnsan gün boyunca hoşuna giden ya da gitmeyen pek çok olayla karşılaşır. Çoğu insan, bu yaşadıkları üzerinde gerektiği kadar durup haya
................................
Kofluktan kaçınmak...
Bazı insanlar vardır, pek çok yönden çok güzel özelliklere sahiptirler, ancak bu özelliklerine rağmen çevrelerindeki insanlar üzerinde yete
................................
İman etmeyenlerin güçlerinin yetmediği bir ahlak: Sevgide kararlı olmak...
Dünyanın dört bir yanındaki insanlara sorsanız, her biri de kendince “sevgiyi ve sevmeyi çok iyi bildiklerini” ve “sevdikleri çok fazla i
................................
İyi bir insan, herkes için bir nimettir.
'Nasıl olsa güzel ahlaklı; her halükarda zaten iyi davranır' diyerek böyle insanların iyi niyetlerini suistimal etmeye çalışmak Kuran ahlak
................................
'Gizli kirlere' ve 'zincirleme kirlenme'ye karşı alınması gereken temizlik önlemleri
Kirliliğin insanlara getirebileceği zarar ve sıkıntıları bilen şuuru açık her insan için temizlik son derece önemli bir konudur. Ancak buna
................................
En tehlikeli ve en sinsi hastalıklardan biri: Aklı beğenme hastalığı
Her insan çocukluk yaşlarının hemen ardından belirli bir eğitim süreci içerisine girer. Kişiliği zaman içerisinde sürekli olarak gelişirk
................................
Hatayı önce kendinde aramak, güzel bir ahlak özelliğidir...
İnsanlar genellikle bir sorun yaşadıklarında, hatayı öncelikle kendilerinde değil de, karşı tarafta arama eğilimindedirler.
................................
En zor görünen durumlarda bile insanın, ''Ben bunun altından nasıl kalkarım?'' diye telaşlanması yersizdir.
İnsanın yapacağı, yalnızca 'çok samimi olmak'tır. Herşeyi yaratacak olan ise yalnızca Allah'tır...
................................
Her insanın kalbinde, Allah'a karşı yaşadığı çok özel ve derin bir samimiyet, yakınlık ve candanlık şekli olmalıdır.
Bir kimsenin böyle anlarda bile soğuk ve mesafeli bir üslup içerisinde olması ise, ciddiyetle düşünülmesi gereken çok önemli bir eksiklikti
................................
 

Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla
telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir.
HARUN YAHYA