Mehdiyet      Makale    Video     Anasayfa    İletişim    
Kategoriler:
Kuran Ahlakı
Madde Gerçeği
Kuran Mucizeleri
Darwinizme Cevaplar
Güncel
İman Hakikatleri
Ahir Zaman
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA  HZ. İSA VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ-Kastamonu Lahikası
 
 Son Makaleler
 
RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI'NDA HZ. İSA VE HZ. MEHDİ GERÇEĞİ-Kastamonu Lahikası

Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle HAZRET-İ İSA'NIN SEMAVİ NÜZULÜ (gökyüzünden inişi) KAT'İ (kesin) OLMAKLA BERABER33 ; mana-yi işarisiyle (işaret ettiği manayla) başka hakikatleri (gerçekleri) ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane (mucizevi bir şekilde) işaret ediyor. (Kastamonu Lahikası, s. 50)

Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle
HAZRET-İ İSA'NIN SEMAVİ NÜZULÜ (gökyüzünden inişi) KAT'İ (kesin) OLMAKLA BERABER33 ; mana-yi işarisiyle (işaret ettiği manayla) başka hakikatleri (gerçekleri) ifade ettiği gibi bu hakikata da mucizane (mucizevi bir şekilde) işaret ediyor.

(Kastamonu Lahikası, s. 50)

Bediüzzaman, Hz. İsa'nın ahir zamanda yeniden yeryüzüne gelişinin kesin olduğunu ifade etmektedir:

33) HAZRET-İ İSA'NIN SEMAVİ NÜZULÜ (GÖKYÜZÜNDEN İNİŞİ) KAT’İ (KESİN) OLMAKLA BERABER:

Hz. İsa'nın ahir zamanda yeniden yeryüzüne gelecek olması Kuran-ı Kerim'de ve hadislerde bildirilen bir gerçektir. Bediüzzaman da bu gerçeği dile getirmekte, hadislerde Hz. İsa'nın yeniden dünyaya geleceğinin açıkça bildirildiğini söylemektedir. Bu, samimi olarak iman edenler için çok kıymetli bir müjdedir. Allah'ın izniyle, ahir zamanda yaşayan müminler bu mucizeye tanıklık edecek, aradan geçen 2000 yılın ardından Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne gelişine şahit olacaklardır.

Bediüzzaman bu sözünde kullandığı “KAT'İ” kelimesiyle, Hz. İsa'nın yeniden dünyaya dönüşünün “KESİN” bir gerçek olduğunu belirtmektedir. Bediüzzaman'ın Peygamberimiz (sav)'in hadislerine dayandırarak verdiği bu haber, aksi yöndeki tüm iddiaları geçersiz kılmaktadır.


Bunun yanı sıra Bediüzzaman'ın burada ortaya koyduğu bir başka gerçek ise, Hz. İsa'nın manevi bir şahıs değil, insani bedeniyle mucizevi bir şekilde yeryüzüne ikinci kez gelecek olan “BİR ŞAHIS” olduğudur.

TA AHİR ZAMANDA,34
HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE (dünya çapında)35
ASIL SAHİPLERİ, YANİ MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (talebeleri)36, CENAB-I HAKK’IN İZNİYLE GELİR,37 O DAİREYİ GENİŞLETİR38 ve 
O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR.39 BİZLER DE KABRİMİZDE SEYREDİP ALLAH’A ŞÜKREDERİZ.40

(Kastamonu Lahikası, s. 99)


Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin ahir zamanda ortaya çıkacağını haber vermektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi ve talebelerini Risale-i Nur'un asıl sahipleri olarak nitelendirmekte, Risale-i Nur'un başlattığı hizmeti bu mübarek şahsın tamamlayacağını müjdelemektedir:

34) TA AHİR ZAMANDA:

Bediüzzaman burada kullandığı “TA AHİR ZAMANDA” sözleriyle Hz. Mehdi'nin geleceği zamanı belirtmektedir. Bediüzzaman bu ifadesiyle öncelikle Hz. Mehdi'nin kendisinden “İLERİKİ BİR TARİHTE” geleceğini dile getirmektedir. Bediüzzaman'ın burada kullandığı “TA” kelimesi ise bu konuya açıklık getiren önemli bir ifadedir. “TA” kelimesi uzaklık ifade eden bir kelimedir. Bediüzzaman bu ekle, ahir zamanın kendi yaşadığı dönemin çok daha ilerisinde, daha uzakta bir zaman olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman Risale-i Nur'un dar dairede yani sınırlı bir kesim içerisinde başlattığı hizmetleri daha ileriki bir tarihte gelecek olan Hz. Mehdi ve talebelerinin devam ettireceklerini ve bunu dünya çapında bir hizmete dönüştüreceklerini bildirmiştir. Bediüzzaman bu sözleriyle kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, bu mübarek zatın ise kendisinden sonraki bir dönemde geleceğini açık bir şekilde ifade etmiştir.


35) HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE 
(DÜNYA ÇAPINDA):

Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görevden bahsettiği kimi sözlerinde “dar ve geniş daire” (dar ve geniş alemler) kavramlarını kullanmıştır. Bediüzzaman Risale-i Nur’un etkisinin ve bu 
yolla yapılan iman hizmetinin dar dairede yani sınırlı bir bölgede yapılan bir faaliyet olduğunu ifade etmiştir. Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetlerin ise “HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE” yani “DÜNYA ÇAPINDA” gerçekleştirileceğini belirtmiştir. Hz. Mehdi, Allah’ın izniyle Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacak, halihazırda dünyanın pek çok yerinde dağınık halde bulunan Müslümanlar arasında İslam birliğini sağlayacak ve tüm Müslümanların liderliğini üstlenecektir. Tüm bunlar Hz. Mehdi'nin “HAYATIN GENİŞ DAİRESİNDE” yerine getireceği görevlerin delillerini oluşturacak ve Hz. Mehdi'nin tanınmasını sağlayan alametler olacaktır. Bediüzzaman da sözlerinin pek çoğunda bu konuyu gündeme getirerek, bunu, kendisinin Hz. Mehdi olmadığına dair bir delil olarak göstermiş, Hz. Mehdi'nin yapacağı faaliyetlerin etkisinin büyüklüğünü hatırlatmıştır.


36) ASIL SAHİPLERİ, YANİ 
HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ (TALEBELERİ):

Bediüzzaman burada ahir zamanda gelecek ve Kuran ahlakını tüm dünyada hakim kılacak olan Hz. Mehdi’den, Bediüzzaman’ın attığı tohumların “ASIL SAHİPLERİ” olarak bahsetmektedir. Bu açıklamalarına göre, Bediüzzaman Kuran ahlakının dünya hakimiyetinin tohumlarını atan bir müceddid, Hz. Mehdi ise bu hakimiyetin asıl sahibi olacaktır. Hz. İsa ile birlikte İslam ahlakını dünya çapında hakim kılacak olan ahir zaman topluluğunun lideri Allah’ın izniyle Hz. Mehdi olacaktır. Dolayısıyla Bediüzzaman, Hz. Mehdi ve onun talebeleri için burada kullandığı “ASIL SAHİPLERİ” ifadesiyle, Hz. Mehdi'nin ve talebelerinin dünya çapında yerine getireceği görevlerin asıl sahibinin kendisi olmadığını açıklamış ve böylece kendisinin Hz. Mehdi olmadığını da ifade etmiştir. 
Bediüzzaman'ın bu sözlerinde vurguladığı bir başka önemli nokta ise,
Hz. Mehdi ve onun şahsı manevisini oluşturan talebelerinin iki ayrı kavram olduğudur. Bediüzzaman “Hz. Mehdi VE şakirtleri” derken burada kullandığı “VE” kelimesiyle bu duruma açıklık getirmektedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır ve ancak ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi’nin şahsı manevisi oluşmaktadır. Ama bu şahsı manevinin oluşabilmesi için başta mutlaka Hz. Mehdi bir şahıs olarak bulunacaktır. Bediüzzaman da burada “HZ. MEHDİ VE ŞAKİRTLERİ” sözleriyle bu gerçeği dile getirmekte ve Hz. Mehdi'nin manevi bir şahıs olarak değil, talebelerinin başında ayrı bir şahsiyet olarak var olacağını ifade etmektedir.


37) CENAB-I HAKK’IN İZNİYLE GELİR:

Bediüzzaman bu sözünde “Cenab-ı Hakk’ın izniyle GELİR” diyerek öncelikle Hz. Mehdi'nin ahir zamanda gelecek bir şahıs olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Çünkü bilindiği gibi “GELME” fiili manevi bir şahsın gerçekleştirebileceği bir olay değildir. “GELME” fiili burada açıkça bir insanın gelişini müjdelemek için kullanılmış bir fiildir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin bir şahsı manevi olduğunu belirtmek isteseydi, kuşkusuz ki böyle bir kelime kullanmaz, Hz. Mehdi'nin gelişinden bahsetmezdi.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman burada kullandığı “GELİR” sözüyle, Hz. Mehdi’nin o dönemde henüz gelmediğini belirtmekte ve ileride geleceğini ifade etmektedir. Dikkat edilirse Bediüzzaman “geldi” veya “gelmiş” dememektedir, “İLERİDE GELECEĞİNİ” ifade etmek için “TA AHİR ZAMANDA gelir” diyerek, Hz. Mehdi'nin kendisinden ilerideki bir vakitteki gelişinin zamanını da belirtmiştir.


38) O DAİREYİ GENİŞLETİR:

Bediüzzaman, kendi döneminde imanı kurtarma yolunda mücadele vermiş ve ahir zaman cemaatine öncülük etmiştir. Bediüzzaman “O DAİREYİ GENİŞLETİR” sözüyle, kendisinin “dar dairede” yani “sınırlı bir çevrede” başlattığı iman kurtarma mücadelesinin Hz. Mehdi zamanında genişleyeceğini ve “DÜNYA ÇAPINDA” neticeleneceğini belirtmiştir. Bediüzzaman bu açıklamasıyla, Hz. Mehdi'nin özelliklerini ve yerine getireceği görevlerin benzersizliğini hatırlatarak bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmiştir.


39) O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR:

Bediüzzaman, Hz. Mehdi’den önce gelmiş, insanların Allah’ın dininden uzaklaştığı bir ortamda Kuran ahlakı ve iman hakikatleri üzerinde durarak çok büyük bir imani hareket başlatmıştır. “O TOHUMLAR SÜMBÜLLENİR” sözleriyle bu büyük fikri mücadelesini tohum ekmeye benzetmektedir. Sonradan Hz. Mehdi zamanında bu iman tohumlarının sümbülleneceğini, yani Hz. Mehdi’nin Bediüzzaman'ın başlattığı bu imani çalışmaları genişleteceğini ve sonuca ulaştıracağını belirtmektedir. Bediüzzaman bu örneklendirmesiyle, kendisinin Hz. Mehdi'den önceki bir dönemde yaşadığını, Hz. Mehdi'nin gelişinin ise kendisinden sonraki bir dönemde gerçekleşeceğini açıkça ifade etmektedir.


40) BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP
ALLAH’A ŞÜKREDERİZ:

Bediüzzaman, “BİZLER DE KABRİMİZDEN SEYREDİP” sözleriyle, ektiği iman tohumlarının sümbülleneceği yani Hz. Mehdi'nin Kuran ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağı dönemde, kendisinin vefat etmiş olacağını belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözüyle bir kez daha kendisinin Hz. Mehdi olmadığını, bu kutlu şahsın gelip görevine başladığı dönemde kendisinin hayatta olmayacağını hatırlatarak ifade etmiştir.


HAKİKİ BEKLENİLEN41 ve
BİR ASIR SONRA GELECEK42 O ZAT43

dahi bu zamanda gelse...

(Kastamonu Lahikası, s. 57)

Bediüzzaman Said Nursi, Hz. Mehdi'nin henüz gelmediğini, Müslümanlar tarafından beklendiğini ve kendi yaşadığı devirden bir asır sonra geleceğini bildirmektedir:

41) HAKİKİ BEKLENİLEN:

Bediüzzaman “HAKİKİ BEKLENİLEN” sözleriyle Hz. Mehdi'nin “HENÜZ BEKLENDİĞİNİ” ifade etmekte ve bu mübarek zatın kendi döneminde “HENÜZ GELMEDİĞİNİ” belirtmektedir. Eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin kendi yaşadığı dönemde gelmiş olduğunu düşünüyor olsaydı, kuşkusuz ki bu ifadeyi kullanmazdı. “Hakiki beklenilen” yerine “gelmiş olan” veya “gelen” derdi. Dolayısıyla Bediüzzaman, bu sözleriyle Hz. Mehdi'nin henüz gelmediğini ve gelmesinin tüm İslam alemi tarafından beklendiğini vurgulamaktadır.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman burada kullandığı “HAKİKİ” kelimesiyle de Hz. Mehdi'nin gelişinin ne kadar kesin bir gerçek olduğunu belirtmektedir.


42) BİR ASIR SONRA GELECEK:

Bediüzzaman burada Hz. Mehdi için bir kez daha “GELECEK” kelimesini kullanmış ve onun kendi yaşadığı dönemde henüz gelmediğini ve “İLERİDE GELECEĞİNİ” tekrar belirtmiştir. Bu sözüyle aynı zamanda Hz. Mehdi'nin “manevi bir kişilik” değil, “GELMESİ BEKLENEN BİR İNSAN” olduğunu da bir kez daha vurgulamıştır. 
Ayrıca Bediüzzaman kitabın başından itibaren yer alan sözleri boyunca, “GELECEK” ifadesini, Hz. Mehdi için “3. KEZ” kullanmaktadır.
Kuşkusuz ki bu bir tevafuk değildir. Açıktır ki Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir dönemde ve kesin olarak geleceği konusunda kesin bir kanaat taşımakta ve bunu ısrarla dile getirmektedir.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman bu sözünde, gelmesi beklenilen bu mübarek zatın geliş zamanını da müjdelemektedir. Hz. Mehdi'nin “KENDİSİNDEN BİR ASIR SONRA, YANİ HİCRİ 1400'LÜ YILLARDA” ortaya çıkacağını haber vermektedir. Kuşkusuz ki eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin kendi döneminde yaşadığını düşünseydi, böyle uzak bir tarih vermez, aksini açıkça ifade ederdi. Demek ki Bediüzzaman’ın bu konudaki kanaati hiçbir itiraza yer bırakmayacak kadar kesindir.


42) BİR ASIR SONRA GELECEK:

Bediüzzaman burada Hz. Mehdi için bir kez daha “GELECEK” kelimesini kullanmış ve onun kendi yaşadığı dönemde henüz gelmediğini ve “İLERİDE GELECEĞİNİ” tekrar belirtmiştir. Bu sözüyle aynı zamanda Hz. Mehdi'nin “manevi bir kişilik” değil, “GELMESİ BEKLENEN BİR İNSAN” olduğunu da bir kez daha vurgulamıştır. 
Ayrıca Bediüzzaman kitabın başından itibaren yer alan sözleri boyunca, “GELECEK” ifadesini, Hz. Mehdi için “3. KEZ” kullanmaktadır.
Kuşkusuz ki bu bir tevafuk değildir. Açıktır ki Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin kendisinden sonraki bir dönemde ve kesin olarak geleceği konusunda kesin bir kanaat taşımakta ve bunu ısrarla dile getirmektedir.

Bunun yanı sıra Bediüzzaman bu sözünde, gelmesi beklenilen bu mübarek zatın geliş zamanını da müjdelemektedir. Hz. Mehdi'nin “KENDİSİNDEN BİR ASIR SONRA, YANİ HİCRİ 1400'LÜ YILLARDA” ortaya çıkacağını haber vermektedir. Kuşkusuz ki eğer Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin kendi döneminde yaşadığını düşünseydi, böyle uzak bir tarih vermez, aksini açıkça ifade ederdi. Demek ki Bediüzzaman’ın bu konudaki kanaati hiçbir itiraza yer bırakmayacak kadar kesindir.


43) O ZAT:

Bediüzzaman, burada Hz. Mehdi'den “O ZAT” diyerek bahsetmekte ve Hz. Mehdi'nin mübarek şahsının geleceğini haber vermektedir. Bediüzzaman bir şahsı maneviden ya da topluluktan söz etmemektedir. Üçüncü tekil şahsı ifade eden “O” zamirini ve “tek bir kişi”yi ifade eden “ZAT” sözcüğünü kullanmaktadır. Bediüzzaman böylece Hz. Mehdi'nin yalnızca “TEK BİR KİŞİ” olacağını da açıklamaktadır.


Hem bu ÜÇ VEZAİFİ (görevi) BİRDEN44 
BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (birbirine engel olmaması, zarar vermemesi) PEK UZAK, ADETA 
KABİL
 (mümkün) GÖRÜLMÜYOR.45 
Ahir zamanda, AL-İ BEYT-İ NEBEVİ'NİN (A.S.M.) (Peygamberimiz (sav)'in soyunun) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ(nurani cemaatini) TEMSİL EDEN46 HAZRET-İ MEHDİ'DE VE CEMAATİNDEKİ ŞAHS-I MANEVİDE47 ANCAK İÇTİMA EDEBİLİR 
(biraraya gelebilir, toplanabilir).48

(Kastamonu Lahikası, s. 139)

Bediüzzaman bu sözünde, Hz. Mehdi'nin üç görevi olduğunu belirtmekte, bu üç görevin birarada yerine getirilmesinin Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden biri olduğuna dikkat çekmektedir. Bediüzzaman kendi yaşadığı dönemde bu üç görevin birden yerine getirilemediğini, bunu ancak Hz. Mehdi'nin gerçekleştirebileceğini söylemektedir:

44) ÜÇ VEZAİFİ (GÖREVİ) BİRDEN:

Bediüzzaman eserlerinin pek çok yerinde Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görev olduğundan bahsetmiştir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin en önemli alametlerinden birinin bu üç görevi birden yerine getirmesi olduğunu belirtmektedir. Bu görevlerin birincisi materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri mücadele yapılması ve bu akımların fikren tam olarak susturulmasıdır. İkincisi İslam dünyasının liderliğini üstlenerek İslam birliğinin sağlanması, üçüncüsü ise Kuran ahlakının ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetinin yeniden canlandırılmasıyla tüm yeryüzüne hakim kılınmasıdır. Ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi, bu görevlerin üçünü birden yerine getirecektir. Bu alamet, onun tanınmasını sağlayacak ve onun en önemli özelliklerinden olacaktır.

Bediüzzaman eserlerinde Hz. Mehdi’nin aynı anda, “SİYASET MEHDİSİ, SALTANAT MEHDİSİ VE DİYANET MEHDİSİ” olarak üç özelliğe birden sahip olacağını ve bu üç alanda birden Mehdilik yapacağını söylemiştir. Bediüzzaman, Kuran ahlakını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bunların hiçbirinin, ahir zamanda Hz. Mehdi’nin yapacağı üç önemli görevi bu şekilde birarada yerine getirmediklerini ifade etmiştir. Bu nedenle de ahir zamanın “BÜYÜK MEHDİ”si ünvanını alamadıklarını belirtmiştir.
Bediüzzaman bu anlamda, Risale-i Nur’un da Hz. Mehdi'nin üç görevinden birincisi olan “imanı kurtarmak” görevini yerine getirdiğini söylemiştir. Ancak bu hizmetin dar dairede sınırlı kaldığını, Hz. Mehdi'nin geniş dairedeki görevlerini ise ancak Büyük Mehdi'nin gerçekleştireceğini açıklamıştır. Hz. Mehdi ortaya çıktığı zaman, hadislerde de belirtildiği gibi, Mehdiliğini iddia etmeyecek ya da bunun propagandasını yapmayacaktır. Hz. Mehdi'nin burada sayılan büyük icraatları, bu kutlu şahsın ortaya çıktığının en büyük ispatı ve delili olacaktır.

Bediüzzaman Hz. Mehdi'nin “ÜÇ VEZAİFİ (GÖREVİ) BİRDEN” yerine getireceğini belirttiği bu sözüyle konunun önemini bir kez daha hatırlatmaktadır. Kendisi de dahil olmak üzere, önceki müceddidlerin hiçbirinin bunların üçünü birarada gerçekleştirmediğine dikkat çekerek, Hz. Mehdi'nin o dönemde henüz gelmemiş olduğunu ifade etmektedir.


45) BU ÜÇ VEZAİFİN (GÖREVİN) BİR ŞAHISTA YAHUT CEMAATTE BU ZAMANDA BULUNMASI VE MÜKEMMEL OLMASI VE BİRBİRİNİ CERHETMEMESİ (BİRBİRİNE ENGEL OLMAMASI, ZARAR VERMEMESİ) PEK UZAK, ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜLMÜYOR: 

Bediüzzaman “BU ZAMANDA” sözleriyle kendi yaşadığı dönemden bahsetmektedir. Ve kendi zamanında, Hz. Mehdi'nin yerine getireceği üç görevi tek bir şahsın aynı anda yerine getirmesinin ve bu üç vazifenin birbirini engellememesinin mümkün olmadığını söylemektedir. Bediüzzaman bu kanaatinin ne kadar güçlü olduğunu “PEK UZAK” ve
“ADETA KABİL (MÜMKÜN) GÖRÜNMÜYOR” sözleriyle açıkça belirtmiştir. Bu da, Hz. Mehdi'nin Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde
ortaya çıkmadığını gösteren bir başka önemli delildir. Bediüzzaman'ın yaşadığı dönemde, üç görevin birden yerine getirilmesine imkan olmamıştır. Bediüzzaman ancak kendisinden bir asır sonra gelecek Büyük Mehdi'nin bu görevlerin hepsini yerine getireceğini bildirmektedir.


46) AL-İ BEYT-İ NEBEVİNİN 
(PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNUN) CEMAAT-İ NURANİYESİNİ (NURANİ CEMAATİNİ) 
TEMSİL EDEN:

Bediüzzaman, eserlerinde birçok kez Hz. Mehdi'nin hadislerde bildirildiği üzere “seyyid” yani “Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen bir kimse” olacağını, “kendisinin ise seyyid olmadığını” belirtmiştir. Bediüzzaman bu sözünde de bu konuya bir kez daha açıklık getirmekte, “AL-İ BEYT’İ NEBEVİNİN CEMAAT-İ NURANİYESİNİ TEMSİL EDEN” sözleriyle Hz. Mehdi'nin “Peygamberimiz (sav)'in mübarek soyundan” olacağına dikkat çekmektedir. Bediüzzaman, Hz. Mehdi'nin bu önemli alametlerinden birini hatırlatarak kendisinin Hz. Mehdi olmadığını ifade etmektedir.


47) HZ. MEHDİ VE CEMAATİNDEKİ 
ŞAHS-I MANEVİDE:

Bediüzzaman burada çok önemli bir gerçeği açıklamaktadır. Bu söz, Hz. Mehdi'nin manevi bir kişi değil, bir şahıs olacağını göstermektedir. 
Zira Bediüzzaman, “Hz. Mehdi VE cemaatindeki şahsı manevide” sözleriyle Hz. Mehdi'nin şahsından ve onun şahsı manevisini oluşturan
cemaatinden ayrı kavramlar olarak bahsetmektedir. Aradaki “VE” kelimesi, “Hz. Mehdi'nin ve cemaatinin iki farklı varlık olduğunu” ifade etmektedir. Hz. Mehdi'nin kutlu şahsıyla birlikte, bir de onun şahsı manevisini oluşturan bir cemaati olacaktır. Hz. Mehdi'nin şahsı olmadan, böyle bir şahsı maneviden söz etmek mümkün değildir. Bediüzzaman da bu gerçeği ifade etmekte ve Hz. Mehdi'nin bir şahıs olacağını müjdelemektedir.


48) ANCAK İÇTİMA EDİLEBİLİR 
(BİRARAYA GELEBİLİR, TOPLANABİLİR:

Bediüzzaman'ın açıkladığı üç büyük görev ancak ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi'nin yerine getirebileceği görevlerdir. Bediüzzaman, burada kullandığı “ANCAK” kelimesiyle bir başkasının bu görevleri başarmasının Allah’ın dilemesiyle “İMKANSIZ” olduğunu belirtmiştir. Çünkü Allah bu vazifeleri yalnızca Hz. Mehdi'nin yerine getirebilmesini takdir etmiştir. Hz. Mehdi de kaderinde böyle takdir edildiği için bu görevleri Allah'ın izniyle başarıyla yerine getirecektir. İslam tarihinde henüz bunu başaran bir kimse ya da topluluk görülmediği gibi, Bediüzzaman kendi yaşadığı devirde de bu durumun gerçekleşmediğini vurgulamaktadır.



 
Diğer Makaleler
En zor görünen durumlarda bile insanın, ''Ben bunun altından nasıl kalkarım?'' diye telaşlanması yersizdir.
İnsanın yapacağı, yalnızca 'çok samimi olmak'tır. Herşeyi yaratacak olan ise yalnızca Allah'tır...
................................
Olayları, tavırları, konuşmaları derinlemesine araştırıp kurcalama alışkanlığı, bazen insana beklediği gibi huzur değil, rahatsızlık verebilir...
İnsan gün boyunca hoşuna giden ya da gitmeyen pek çok olayla karşılaşır. Çoğu insan, bu yaşadıkları üzerinde gerektiği kadar durup haya
................................
Kofluktan kaçınmak...
Bazı insanlar vardır, pek çok yönden çok güzel özelliklere sahiptirler, ancak bu özelliklerine rağmen çevrelerindeki insanlar üzerinde yete
................................
İman etmeyenlerin güçlerinin yetmediği bir ahlak: Sevgide kararlı olmak...
Dünyanın dört bir yanındaki insanlara sorsanız, her biri de kendince “sevgiyi ve sevmeyi çok iyi bildiklerini” ve “sevdikleri çok fazla i
................................
İyi bir insan, herkes için bir nimettir.
'Nasıl olsa güzel ahlaklı; her halükarda zaten iyi davranır' diyerek böyle insanların iyi niyetlerini suistimal etmeye çalışmak Kuran ahlak
................................
'Gizli kirlere' ve 'zincirleme kirlenme'ye karşı alınması gereken temizlik önlemleri
Kirliliğin insanlara getirebileceği zarar ve sıkıntıları bilen şuuru açık her insan için temizlik son derece önemli bir konudur. Ancak buna
................................
En tehlikeli ve en sinsi hastalıklardan biri: Aklı beğenme hastalığı
Her insan çocukluk yaşlarının hemen ardından belirli bir eğitim süreci içerisine girer. Kişiliği zaman içerisinde sürekli olarak gelişirk
................................
Hatayı önce kendinde aramak, güzel bir ahlak özelliğidir...
İnsanlar genellikle bir sorun yaşadıklarında, hatayı öncelikle kendilerinde değil de, karşı tarafta arama eğilimindedirler.
................................
En zor görünen durumlarda bile insanın, ''Ben bunun altından nasıl kalkarım?'' diye telaşlanması yersizdir.
İnsanın yapacağı, yalnızca 'çok samimi olmak'tır. Herşeyi yaratacak olan ise yalnızca Allah'tır...
................................
Her insanın kalbinde, Allah'a karşı yaşadığı çok özel ve derin bir samimiyet, yakınlık ve candanlık şekli olmalıdır.
Bir kimsenin böyle anlarda bile soğuk ve mesafeli bir üslup içerisinde olması ise, ciddiyetle düşünülmesi gereken çok önemli bir eksiklikti
................................
 

Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, siteyi referans göstermek koşuluyla
telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir.
HARUN YAHYA